| Eser: Türkiyenin güçlü bir sola, sol ve sosyal demokrat kimlikli partiye ihtiyacı var! 26-05-08 ABF genel başkanı TURAN ESER, BIRGÜN
Turan Eser, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı
1-Seçimlerde Alevi topluluk içinde bir uzlaşma, belli bir sol çizgide uzlaşma olamadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortada uzlaşma zemini sunacak güçlü bir sol seçenek yok. Birçok sol seçenek var. Her biri de kendisinin "en doğru sol adres" olduğu iddiası üzerinden siyaset yapıyor. Alevi toplumu genel olarak soldan ve sosyal demokrasiden yana açıktan homojen bir taraftır. Fakat adres olarak, homojen değildir. Aynı zamanda Türkiye'de solun ve sosyal demokratların oluşturduğu ortak bir seçenek ve adreste yok. Ama adresler çok. Sorunda zaten adreslerin küçükte olsa çokça olmasıdır. Seçim sandıkları başında, seçmenin başını döndürecek oranda çok olmasıdır. Bu nedenle Türkiye'nin sorunlarına ve bu sorunları yaşayan toplumsal kesimlerin dünyasına akabilen güçlü bir sol adresten bahsetmek mümkün değil. Sol enerjisinin büyük bir bölümünü kendi içine ya da diğer sol kesimlerle olan mesafeleri izah etmeye ayırmaktadır.
Bu süreci hem içerden, hem de dışarıdan gözlemleyen Aleviler, Türkiye'yi sorunlar yumağından kurtaracak solun bir seçenek oluşturmamasından, ehveni şer mantığı ile "solda" durduğunu söyleyip, sağcılık yapan partilere yöneliyor. Diğer bir sorun ise solun hangi zemin üzerinden Alevilerle siyaset ilişkisi kuracağına ilişkin olan kısmıdır. Anadolu toprakları üzerinde siyaset ile uğraşan insanların, kendi öz değerlerine yabancılaşarak, siyaseti toplumsallaştırması mümkün değildir. Anadolu toprağına hoşgörü, tolerans, eşitlik, dayanışma, kardeşlik, emek hakkı, insan hakları, barış, ve özgürlük gibi evrensel değerlerin tohumlarını mücadeleleriyle eken Pir Sultan Abdal'ın, Hace Bektaş Veli'nin, Baba İshak'ların, Nesimi'lerin, Yunus'ların, 68 kuşağının kahramanı canlarımızın, Nazım'ların, Mumcu'ların, Anterlerin, Hrant'ların yolunda buluşmayı hedeflemeliyiz. Bu değerleri korumalı ve güncelleştirmeliyiz. Çünkü bugünün Türkiye'si bu değerlerden hızla uzaklaşıyor. Türkiye savaşın, şiddetin, sömürünün, çıkar ve rant ilişkilerinin kutsandığı ve yüceltildiği topraklar haline geliyor. Buna dur demek için, bunu üreten siyasi iktidarlara karşı muhalefeti örgütleyen solun, kendi içinde yeni iktidar alanları üretimini durdurması gerekir. Küçücük iktidarların yarattığı dağınıklık, daralma ve savrulmalar sonucu, solda güçlü bir kitlesel destek bulacak siyasi seçenek ve adres oluşturulmadığı için Aleviler ve diğer toplumsal kesimler, oy tercihlerini % 10'luk baraja göre belirlemek zorunda kalıyor.
2-Alevi toplumunda belirginleşen solda ayrışma sürecinin başlatıcısı solun krizimi? Bugün içinde bulunduğumuz krizin iyi analiz edilmesi gerekir. Solun krizi dediğimiz şey aslında, solun Türkiye'nin içinde bulunduğu krizi tarif edememesinden kaynaklanıyor. Türkiye'de siyasetin ve kültürel hayatımızın kendisi kriz yaşıyor. Toplumsal bir krizin etkilerini yaşıyoruz. Bu süreç çok gerilere dayanıyor. "Ne oldu da biz bu hale geldik?" sorusuna verilecek cevabı ben başka bir yerde arıyorum. Türkiye'de dini camiden, askeride kışladan çıkarıp sivil siyasete eklemleyen süreçle başlamasına kadar götürmek gerekir. Türkiye'de "cumhuriyetin ve laikliğin korunması" için, siyaset üzerindeki dinci ve güvenlik siyaseti ile sivilleşmenin önü tıkanmıştır. Toplumsal bilinç ve cesaret artışını değil, aksine çöküşünü hazırlayan süreç, aslında köy enstitülerini kapatıp, imam hatip liselerini açan zihniyete kadar uzanıyor. Cumhuriyet döneminde Atatürk tarafında kurulan halk evlerini kapatıp, Türk ocakları açtıran etnik yaklaşımcı zihniyetle solun yüzleşmesi lazım. Tarihsel hafızamızı oluştururken, uluslararası sol tecrübeleri ve gelişmeleri takip ettiğimiz kadar, Türkiye'de olup biteni algılayamadık. İnsan olarak, toplum olarak yetiştiğimiz topraklardaki farklı kimliklerin varlığına tahammül gösteremedik. Alevilerin varlığını küçümseyenlerin, bugün Alevileri solun önemli dinamiği olarak görmesi önemli bir gelişmedir. Bugün egemen olan siyaset dili, Türkiyenin çok kültürlü yapısına uygun bir dil değildir. Ayrımcı, tekçi bir dildir. Kucaklayıcı değil, çatışmacı bir siyaset dilidir. Biri Türkiyedeki 73 milyonu bir arada tutan çimentonun Müslümanlık olduğunu söyler, diğeri ise onun milliyetçilik kimliği olduğunu söyler. Bu her ikisi de tehlikeli yaklaşımlardır. Hâlbuki toplumsal kesimleri bir arda tutan çimento ancak, eşitlikten, demokrasiden, laikten, özgürlüklerden ve sosyal hukuk devletinden yana olan sivil demokratik katılımcı anayasasıdır. Bu ise sağ, muhafazakar ve statükocu siyaset ile mümkün değildir. Bunun ancak sol gerçekleştirir. Bu nedenle sol kendi içinde kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici dili değiştirmelidir. Sağın bahçesindeki üzümlere baka baka kararmamalıdır.
3-Solun krizi nasıl aşılır? Küresel ölçekte yaşanan oldukça değişimlere rağmen, solun bu süreçte yabancılaşma ve içe kapanma hali, sol politikaların oturacağı zeminini zayıflatmaktadır. Egemen düşünce ve güçlerin siyasi ve ekonomik güç birlikteliğine tanık olduğumuz yakın tarih, solun ayrılık, parçalanma ve üretimsizlik dönemi ile karşılandı. Şimdi ayrılıkların ortaya atmak yerine, ortada buluşmak gerekir. Sol ve sosyal demokratlar üzerinde durdukları siyasi zeminin krizini ancak birlikte tartışabilme imkanlarını yaratarak, birlikte iş yapma üzerinden aşabiliriz. Yani Tuzla tersanelerinde yaşanan sömürü katliamı karşısında, her sol, sosyal demokrat partinin, çevrenin, grubun ve yeni toplumsal hareketlerin kendi adlarına Tuzla tersaneleri işçileri ile cılız dayanışması, yüzlerce basın açıklaması yerine, ortaklaşa, güçlü ve kitlesel desteği olan iş yapması daha sonuç almaya dönük adımdır. Solun grupsal bencilikleri, kıskançlıkları, ikircikliği, kini ve kibirliliği kendi bünyesinden atıp, sol içi ilişkileri sövgüye kapalı, övgüye açık dostluk ve yoldaşlık atmosferi oluşturmalıdır. Sorun sadece teorik değildir. Solun krizini aşacak olan adımların başında zihniyet değişimi ve toplumsallaşmayı sağlayacak olan siyaset dili gelir. Solun ve sosyal demokratların siyasi alanı sivilleştirmek için katılımcı ve güçlü projeleri hayata geçirmesi gerekir. Çünkü Türkiye'de siyaset toplumsallaşmadığı gibi, sivilleşmesi de sorunludur. Siyaset kuralı gereği, sivil olması gereken siyaseti ve siyaset alanını, dincilerin ve seçkinlerin vesayeti altına girmiş olmaktan kurtarmak gerekir. Bu nedenle güçlü ve yaygın bir kampanya ile siyaset üzerindeki ittihatçı ve tarikatçı vesayete karşı, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, emekten, demokrasiden ve özgürlükçü laiklikten yana, insan merkezli sivil siyaset hakkını savunmalıyız. Siyasi alan üzerindeki ittihatçı ve tarikatçı işgale karşı çok kültürlü sol ve sosyal demokrat bir siyaset kültürünü yeniden açığa çıkartmak zorunlu bir görev olarak önümüzde duruyor. İmam Hatip Liseleri, zorunlu din dersleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, günde beş kez cami içindeki dini propaganda ve makro politik dile nüfus etmiş dinci ve militarist kültür ile toplumsal dokusu değişmiş Türkiyede solun işi kolay değildir. Bu nedenle solun krizini aşmasını sağlayacak diğer bir yöntem ise ihmal edilmiş insan ilişkisi üzerinde, siyasi iletişimi oluşturup toplumsallaşmaktır.
4-Alevi toplumunun haklar ve özgürlükler mücadelesi açısından Kürt hareketine bakışı nedir.? Alevi hareketinin Türkiye'nin tüm toplumsal sorunları karşısında olduğu gibi, Kürt sorunun çözümünde de benzer duyarlılığı ortadadır. Kürt sorununda çözüm birazda şiddetten arındırılmış demokratik bir ortamın yaratılmasına bağlıdır. Kürt sorununun varlığından beslenmek yerine, sorunun demokratik ve barışçıl zemininde çözümünde ısrar etmek lazım. Türkiyenin ve toplumsal kesimlerin yıllardır özlem duyduğu bir barış, huzur ortamına ihtiyacı var. Bunu ısrarla savunmak için sevgi, kardeşlik ve barış diline ihtiyacı vardır. Bu sorunun varlığından nemalanmak isteyenlere karşı, 1 Haziranda Kadıköy mitinginde olmak lazım. Fakat barış denilince bu kavramın salt Kürt sorununun çözümü ile daraltılmasını da doğru bulmuyorum. Bu ülkede barış özlemi olan Alevilerin, gayri Müslimlerin ve bir çok toplumsal kesiminde ihtiyacı olduğu bilinmelidir. Bu ülkede bir gerçeği hepimizin görmesi lazım. O da 6-7 Eylül olayları, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi katliamları, Kürt köylerinin boşaltılması, Şemdinli, Susurluk, Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink, Trabzon ve Malatya cinayetlerinin arkasındaki derinliğin hikayesi hiç değişmemiştir. Çünkü devlet için kurşun sıkanlar bu ülkede kahraman ilan ediliyordu. Şimdi soru şu, mağdurlar ve mazlumlar hikayelerini, göz yaşlarını, ağıtlarını ve umutlarını nasıl buluşturacak ve ortaklaştıracaktır? Bizim arzumuz bir an önce tüm mazlum ve mağdur toplumsal kesimler acılarıyla baş başa kalmak ve sadece kendi acısı için umudu örgütlemek yerine, bu ülkenin diğer acılılarıyla buluşmayı başarabilmelidir. Yani Madımakta vahşice yakılan 12 yaşındaki Koray Kaya ile Kızıltepede 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymazın acısını ortaklaştırmak ve barış mücadelesinde buluşturmak gerekir. Hiçbir acı, diğer bir acıdan daha önemli değildir. Bu topraklardaki tüm acıları hissedebilmeliyiz. Ateş sadece düştüğü yeri yakmasın diye, barışın dilini çok dilli ve çok kültürle hale getirmeliyiz.
5-Solda birlik projeleri Alevi toplumuna nasıl bir katkıda bulunur? Solda birlik projesinin yıllardır en ısrarlı savunucuları olan Aleviler bu sürece bir dizi mücadele ve örgütsel tecrübesini katabilir. Alevi hareketinin sadece Türkiyede yaptığı anma, kutlama, şenlik ve dernek etkinliklere bir yıl içinde topladığı insan sayısı 4-5 milyondur. Solda birlik projesinin en kısa zamanda yaygınlaşması ve yoğunlaşması ancak ulusal ve uluslar arası en yaygın örgütlenmeye sahip olan Alevi hareketiyle daha kolay olacaktır. Çünkü Alevileri Baykallı CHPye olan tek taraflı zorunlu aşkından, ancak solda birlik projesi kurtarır. Bu nedenle de yeni bir sol seçenek, Alevilerin CHPye olan zorunlu mahkumiyetini sonlandıracaktır. İttihatçı ve tarikatçı eksen üzerinden siyasetin bir ucunda duran CHP artık sol bir parti değildir. CHP Türkiyenin toplumsal sorunlarına yabancılaşmış ve yapay bir gündem halini almış olan statükocu, dinci eksen çatışmasından beslenmeye çalışıyor. Yani çözüm değil, çatışma partisidir. Sosyal demokrasiden yana çözüm üretmek yerine, yanlış ve sağ politik stratejilerle MHPnin ve AKPnin siyasal İslamcı ve neo liberal siyasi gücüne güç katmıştır. CHP sağ politikalara ve politikacılara sarılarak taklidi aslını besler sözünden ders çıkarmamıştır. CHP toplumsal barışa, demokratikleşmeye ve hukuksal alandaki özgürlükçü reformlara ve parti içi demokrasiye kapalı bir parti haline gelmiştir. CHPnin bu politikalarının mağduru ise, gündelik sorunlarından ve haklarından mahrum bırakılmış halk kesimidir. Alevilerdir. Sosyal demokratlardır ve soldur. İşte bu nedenle solda geniş tabanlı bir birlik ve yeniden yapılanma projesi ile bu iki eksenli siyasetin karşısına Türkiyeyi kucaklayacak güçlü bir üçüncü sol seçenek konulmalıdır. Eğer solda seçenek yaratılmaz ise, Aleviler bu seçeneksizlik ortamında, siyasi tercihleri sorunlu olmaya devam edecektir. Bu nedenle solda birlik projesi Alevilerin geleceği açısından da önemlidir. Siyasetin ve solda birliğin toplumsallaşmasında en büyük köprü yine Alevi toplumunun örgütlü mücadelesi üzerinden gelişecektir. Alevi hareketi, siyasetin toplumsallaşmasını sağlayacak dil ve iletişim ilişkileri konusunda daha da tecrübelidir. Anadolunun en kırsal beldesinde binlerce insanı bir araya getirme potansiyeline, gücüne ve insan ilişkisine sahiptir. Yani solda en geniş birliktelikle yaratılacak sol ve sosyal demokrat bir seçenek için, Aleviler solu solmuş kırsalın ve varoşların, yeniden solla buluşmasını sağlayacak kalemsiz yazan, kitapsız okuyan, çarıklı halk kahramanı ve bilgeleri olarak, siyasi iklimin solun lehine gelişmesine önemli katkı koyacaklardır. Pir Sultan Abdalla mücadele özünü, 68 ve 78 kuşağı ile buluşturmuş bir toplumsal dinamiktir. Şimdi bu dinamiğin yeniden coşa gelmesi, solun solda ortak saadete gelmesine ve ermesine bağlıdır.
6-Aleviler arasında "solda birlik" birlik projesi talebi söz konusu mu? Türkiyede yaşayan Alevilerin asırlardır süre gelen ve çözüm bekleyen sorunları vardır. Çözümünü de siyasi ve hukuksal mücadele zemininde aramıştır. Bu nedenle Aleviler haklı olarak, artık siyasetin oy deposu olarak görülmek istenmiyor. Aleviler sadece oy vermeye değil, aynı zamanda ülke ve ülke insanlarının sorunlarını çözmeye ve devlet işlerini eşitlikten yana yönetmeye adaydır. Solda birlik projesi ve siyasette yeniden yapılanma tartışmalarında, karar alma süreçlerinde doğrudan yer almak istiyor. Aleviler solun birlik projesinden, devletin, dinsel ve dilsel açıdan uyguladığı ayrımcı politikadan arındırılmasını, herkesin farklılıkları ile eşit koşullarda bir arada kardeşçe yaşamasını savunmasını ve devleti dini kimlik üzerinden yapılandırılmasından kurtarmasını bekliyor. Bu anlamıyla, Aleviler olarak ne ayrıcalık, ne de özel bir imtiyaz istemiyoruz. Bütün inançlara her alanda eşitlik istiyoruz. Haklı taleplerimize kulak verilmesini bekliyoruz. Sol proje ilkesi gereği, toplumda yaşayan herkesinin farklı ancak eşit olduğu ilkesinden taviz vermemelidir. Kendini farklı ifade eden herkese saygı duyulmalı ve eşit vatandaş olarak herkes kadar hakka sahip olduğu kabul edilmelidir. Aleviler solun bugüne kadar ihmal ettiği sorunları bugün cesaretle savunmasını ve her ortamda dile getirmesini bekliyor. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Zorunlu Din Dersleri Kaldırılmasını, devletin Alevi köylerine cami yaptırma ve imam gönderme politikalarına karşı açıktan tutum almasını, Cemevlerimizin inanç ve kültür merkezi statüsüne ilişkin yasaklara, Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlıklara karşı solun aktif mücadele vermesini bekliyor. Artık Aleviler gerek siyasi alanda, gerekse karar alma ve yönetme süreçlerinde, kendi dışlarında yaratılacak ya da yaratılan bir temsiliyeti de istemiyorlar. Artık katılıp insanların lehine değiştirmek, dönüştürmek ve yönetmek istiyorlar.
7-Bir birlik projesinde Alevilik nasıl bir işlev görebilir? Bizler hayatı yani dünyayı değiştirmek istiyorsak, hayatın her alanında toplumsal değişime katkı sunmalıyız. Hayatı ve kendini değiştirmekten uzak, soyut bir iktidar mücadelesi verenlerin, bir süre sonra muhalefetin küçük ve cılız dünyasında kendi küçük iktidarlarını kurduğuna tanık oluyoruz. Bu "İdari maslahatçı" yaklaşımlarla sol ve sosyal demokrat dinamiklerin birliğine engel olan, sol muhalefetin dünyasındaki dar grupçu iktidarlarla yüzleşmeden, gericiliğe, neo liberalizme, siyasal İslama, milliyetçiliğe, statükoculara ve onların siyasi iktidarlarına karşı mücadelede başarı elde etmek mümkün görünmüyor.
Alevi hareketi solun tüm renklerini içinde barındırmış ve gerçek anlamda bir toplumsal harekettir. Yani sola örnek oluşturacak bir modelden bahsediyorum. Siyasi homojenliği olmayan, ama ortak amaçlar etrafında buluşan bir harekettir. Bu nedenle Alevi hareketi solun buluşmasına zemin yaratabilir. Solun ve sosyal demokrasinin tüm renklerini buluşturabilir. Önemli olan sol ve sosyal demokrat dinamiklerin ülkenin acil sorunları konusunda, kendisi için önemli olandan daha çok, Türkiye'nin ve toplumsal kesimlerin önemli ve öncelliği olan sorunlarına çözüm önerecek siyasi program etrafında buluşmasıdır. Alevi hareketi bu sürecin harcı ve tutkalı olabilir. Tüm demokrasi güçlerini, solun ve sosyal demokrasinin yerel ve evrensel değerleri etrafında musahipliğine cem olabilir.
8-Son günlerde önemli bir gündem maddesi olan "Çatı Partisi" projesine nasıl bakıyorsunuz? Ortada yağmur ve doludan kaçmak için kendine çatı arayan toplumsal bir talep yok. Bu talep daha çok DTP, SDP ve EMEP'nin merkez yöneticileri ve onlara yakın olan bir kaç aydınımız tarafından dile getiriliyor. Bu yeni bir önerme değildir. Bir kaç kez denemiş bir projedir. Solun önemli ve öncelikli sorunu "Çatı Partisi" değil, toplumsal güce dayalı sağlam bir zemin yaratmaktır. Yani toplumsallaşma projesinin önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum. Toplumsal açıdan erozyona uğramış solun, kitlesel cari açığını çatı ile değil, siyaseti toplumsallaştırarak sağlayabilir. Türkiye'ye sol ve sosyal demokrat genişliğinde bir siyasi proje gerek. Türkiye'de % 5 ya % 7'lik bir toplumsal kesim için değil, Toplumsal kesimlerin tümümü kucaklayan bir siyasi proje oluşturmak gerekiyor. Son günlerde takip edebildiğim kadarıyla, Çatı partisi tartışmalarında etnik kimlik ekseninde bir siyaset oluşturulmaya çalışıldığını görüyorum. Bu önerme ve yaklaşım biçimi daraltıcı, eksik ve yanlış bir yaklaşım. Türkiyede son dönemlerde, başta Aleviler olmak üzere, değişik toplumsal kesimlerde yeni bir sol-sosyal demokrat kitle partisine ihtiyaç olduğu gözlemleniyor. Yani geniş kesimleri kucaklayacak sol kitle partisine ihtiyacı vardır. Halkın en büyük özlemi solun, sosyal demokratların, Alevilerin, Kürtlerin ve yeni toplumsal hareketlerin en geniş biçimde yan yana gelebilmesi yönündedir. Kısacası muhafazakarlığa, gericiliğe, siyasal İslama, milliyetçiliğe, neo liberalizme ve statükoculara karşı Türkiyenin güçlü bir sola, solun ise ortak akıla, ortak programa, ortak projeye, ortak eyleme ve tek sol seçenek sunacak, sol ve sosyal demokrat kimlikli partiye ihtiyacı vardır. Aleviler bu sürecin en aktif katılımcısı ve katkı koyanı olmaya adaydır.
9-Bu gün sizce oluşmuş olan bir seçim stratejisinden bahsedebilir miyiz? 22 Temmuz seçimlerinden sonra solun önümüzdeki yerel seçimlere ve genel seçimlere ilişkin bir strateji oluşturduğuna tanık değilim. Solda ciddi bir muhasebe sorunu vardır. 22 Temmuz seçimlerin sayısal verileri ve siyasa sonuçları üzerinde ortaklaşabilecek bir muhasebe ve ortaya konulmuş bir bilanço yoktur. 2009 yerel seçimlerinde solun politikası ve seçim strateji ne olmalıdır? Sorusuna cevap verilmemiştir. Seçimlerden sonra solun halkın yaşam alanlarına gidip, bir iletişim kurduğuna tanık olmadım. Her geçen günün bir kayıp gün olduğunu bilmeliyiz. Bu nedenle şimdiden yerel seçimler için çalışmaya başlanması gerekir. Yerel seçimle öncesi, yerel yönetim politikalarımız ve projelerimizi oluşturmalıyız. Sağın rantçı, sadakacı ve cemaatçi yerel yönetim anlayışına karşı, solun katılımcı, demokratik, şeffaf, insan ve emek odaklı hizmet anlayışını oluşturmalıyız. Adayları rüşvet karşılığı belirleyen liderlerin iki dudağı arasına teslim etmemek için, her ilde, her ilçede, her belde de halkın doğrudan katılımını sağlayacak ön seçimlerle solun, sosyal demokratların, Alevilerin, Kürtlerin ve yeni toplumsal hareketlerin adaylarını kadınlarında eşit temsilini savunarak ortak ve tek aday üzerinden oluşturmalıyız.
22 Temmuz seçimlerin sayısal ve siyasi verilerinin sola ve sosyal demokratlara verdiği tek bir mesaj vardır. Solun yerel seçimlerde zayıflamasını analize tabi tutmalıdır. 2009 Yerel seçimlerinde solun, sosyal demokratların, Alevilerin, Kürtlerin ve yeni toplumsal hareketlerin olmazsa olmaz tek aday üzerinden seçimlere girme hazırlığını başlatmasıdır. Bu mesajı iyi okursak aslında görevlerimizi de tanımış oluyoruz. Yerellerde halkın güvenini kazanmış ve önem seçimden kazanarak çıkan tek adayın belirlenmesi ve yerelde tüm sol, sosyal demokrat, Alevi ve Kürt dinamiklerin bu aday için doğrudan ve tasarrufsuz çalışması için güçlerini ve enerjilerini birleştirilmelidir. Şimdi solun enerjisini ve çalışmasını mahalleye taşıması gerekir. Sağın rant ve yalan üzerine kurduğu yerel yönetimlere karşı başka bir yerel yönetimin mümkün olduğunu somut, yalın, sade, anlaşılır bir dille halka ulaştırma zamanıdır. Aslında şimdi siyasi iklimin solun lehine çevirme zamanıdır. Bunun yolu ise bellidir. Solun sevgiyi, kardeşliyi, dayanışmayı ve siyaseti sivilleştirme ve toplumsallaştırmayı hedeflemesidir. Yerel seçimlerin önemi ve öncelliğini kavramak ve halka ilişkinin ve iletişimin doğrudan yerel yönetimler üzerinden gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bu dileklerimle, Hopayı, Dikiliyi, çoğaltmak için Bozatlı Hızır hepimizin yardımcısı olsun
|