Iréne Melikoff Hakka yürüdü..
 
25 Kasım 2008 tarihinden beri Fransa, Strasbourg  hastanesinin yoğun bakım yaşam destek ünitesinde yatmakta olan, Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan ve bu alanda yüksek bir saygınlığa sahip olan değerli araştırmacı-yazar ve Türkoloji uzmanı Prof. Dr. Iréne Melikoff hakka yürüdü.

İrene Melikoff'un cenaze töreninin Strasbourg'da yapılması ve Paris'teki aile mezarlığından uğurlanması planlanıyor.

İrene Melikoff, 1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd'da doğan İrene Melikoff'un babası Bakülü bir Türk, annesi Rustu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya'ya kaçar. Oradan Fransa'ya giderek Paris'e yerleşirler.

 

Melikoff babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Bölümü'nden mezun olan Melikoff, Doğu Dilleri Yüksek Okulu Türkçe ve Farsça Bölümünü, Sorbonne Üniversitesi Uygulamalı Yüksek Eğitim Okulunu bitirdi. Sorbonne Üniversitesi'nde Edebiyat doktorası yapan Melikoff, aynı üniversiteden emekli oldu.
Melikoff, Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Enstitüsü ve İranoloji Enstitüsü Müdürlüğü, TURCICA Dergisi Kurucu Başkanlığı, Osmanlı Dönemi Öncesi ve Osmanlı Dönemi Eğitimi Uluslararası Komite (CIEPO) Başkanlığı, Türkoloji Gelişim Derneği Başkanlığı, Paris Asya Toplumu Derneği Üyesi Alsace Lorraine Bölgesi Başkanlığı, Paris Dil Derneği Üyeliği, Ernest Renan Derneği Üyeliği görevlerinde bulundu.
Şark dillerive Safaviler üzerine çalışmalar yapan Melikoffu, ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon Sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye'de yaşar. Birçok uluslararası kongreye katılan Melikoff'un ''Umur Paşa Destanı'', ''Melik Danişmend'', ''Ebu Müslim Horasani'', ''Türk Sufizminin İzinde'', ''Uyur İdik Uyardılar'', ''Efsaneden Gerçeğe Hacı Bektaş'' ve ''Kırklar Sofrası'' isimli kitapları bulunuyor. 15'i İslam Ansiklopedisi'nde yayımlanan 70'ten fazla makalesi bulunan Melikoff'un aldığı ödüller ise şöyle:

''İran Milli Eğitim Bakanlığı Onur Ödülü (1973),
Türkiye Devlet Bakanlığı Onur Diploması (1973),
Chevalier de l'Ordre des Palmes Academiques (1978),Officier de l'Ordre des Palmes Academiques (1983),Türk Tarih Kurumu Onur Madalyası (1982),
Mevlana Anma Töreni Onur Madalyası (1982),
Strasbourg Üniversitesi Onur Madalyası (1992),
Chevalier de l'Ordre du Merite (Legion d'Honneur) (1994),Bakü Üniversitesi fahri doktora unvanı, Selçuk Üniversitesi fahri doktora ünvanı.''


Alevi uyanışına önemli katkılar sunan İrene Melikoff Ailesinin ve Tüm Alevi Bektaşi Dostların başı sagolsun.

Uyardığı ışık Yolumuzu aydınlatsın

Nur içinde yatsın..

 

DABF Başkan

Feramuz Acar

 

İrene Melikoff, Bürüksel'de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu 

kuruluş açıklamasında Danimarka, İsveç, Fransa,

Alevi Birlikleri Federasyonu yöneticileri ile birlikte

 

 

Prof. İrene Melikoff…  FUAF Durak Aslan

Bir yıldız kaydı bu gece…

 

 

Bilim dünyası, bulutsuz bir gökyüzünde geceleri gözlerimizle görüp, seyrine dalmaktan haz duyduğumuz kalabalık yıldızların, şu anda varolup olmadıklarını tartışıyorlar.

 

Kimilerine göre, gördüğümüz yıdızlar milyon yıl önceden sönmüş, gördüklerimiz ise, onların geride bıraktıkları güçlü ışığın izleridir…

 

İrene Melikoff,

 

lşıktan geldi 91 yıl önce, yeniden ışığa döndü bu gece.

 

Güzel bir kadın sıfatında dünyamıza sızmış bir ışıktı o.

 

Bilimin yolunu seçmişti, daha henüz 14 yaşında başlayan uzun yolculuğunda, “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen, Hace Bektaşi Veli’ye ve Anadolu Aleviliğine ayırdı ömrünü.

 

1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd'da doğan İrene Melikoff'un babası Bakülü bir Türk, annesi Rustu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya'ya göçer. Oradan Fransa'ya geçerek Paris'e yerleşirler.

 

Melikoff babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbon Üniversitesi'nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise Şark dillerine ve Türkolojiye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safaviler üzerine çalışır. Prof. Adnan Adıvar'ın öğrencisi olur. Ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon onu Sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

 

Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye'de yaşar. Türkçe'de Cem Yayınları'ndan "Uyur İdik Uyardılar" kitabı ile Çağdaş Yayınları'ndan "Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş" ve ‘’ Kırklar’ın Ceminde’’ isimli kitabı yayınlanmıştır.”

 

Profesör İrene Melikoff, Fransa Alevi Bilrlikleri Federasyonu FUAF’ın onursal başkanıydı. O Alevilerin, gönüllerine taht kurmuş bir bilim kraliçesi, baş tacıdır ve öyle de kalacaktır.

 

Dün gece kayan bu yıldızımız, bilim dünyasına sağladığı kaynaklarla, Alevi inancına sunduğu hizmetle, insanlığa saçtığı ışık ile, geride bıraktığı derin izlerle yaşayacaktır.

 

O ışıkdan geldi, ışığa döndü,

Devr-i daim olsun.

 

Ailesine, bilim dünyasına, dostlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyor, Onurlu yaşamı, sunduğu hizmeti, bıraktığı eserleri önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

 

 

Durak ARSLAN   FUAF Genel başkanı.                                 Strasbourg, 08 Ocak 2009

 

 

 

 

 

FRANSA ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU
AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
 

KAMOYUNA DUYURULUR
 

Pr.Irène Melikoff’un cenaze töreni
2008 Kasım ayından beri Strasbourg Haute Pierre hastanesinde yoğun bakımda yatmakta olan, FUAF’ın onursal başkanı  ve Alevilik-Bektaşilik űzerine araşarıtırmacı  saygı değer  Prof. İrène Melikoff, Cuma 8 ocak 2009 tarihinde saat 21.30’da hakka yűrűműştűr. Acımız bűyűktűr.
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu(FUAF)  ve Avrupa Alevi Birlikleri(AABK) olarak, başta ailesine, alevi camiyasına, bilim dünyasına , dostlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. Onurlu yaşamı boyunca, sunduğu hizmeti, bıraktığı eserleri önünde saygıyla eğiliyoruz.
Devr-i daim olsun.
Irène Melikoff'un cenaze töreni Cumartesi 10 ocak 2008 tarihin’de, saat 15.00’de Strazburg Alevi Kűltűr Mekezinde dűzenlenecek ve ardından,  Paris'teki aile mezarlığına uğurlanacaktır.
Bűtűn Kamoyuya sayğıyla duyurulur. FUAF Basın burosu.
 

CENAZE  TÖRENI : Organizatör :  FUAF – AABK
Tarih : Cumartesi 10 ocak 2009
Tören Saat : 15.00’de
Tören Yeri : Strasbourg AKM
Adres : 26 rue de l’Ardèche 671000  Strasbourg - France
 

 

İletişim :
FUAF Genel Merkez -  Tel/Fax :  00 33 88 30 59 14    info@alevi-fuaf.com
FUAF adına - Veli Gűneş  - Tel : 00 33 611 02 41 68   veli.gunes@alevi-fuaf.com
                        Hasan Ünal – Tel: 00 33 6 17 12 53 13   hasan.unal@alevi-fuaf.com
                        Latife Erin –    Tel: 00 33 6 81 95 15 45       latife.erin@alevi-fuaf.com
AABK adına -  Servet Demir -  Tel:  00 33 6 07 23 05 39  servet.demir@wanadoo.fr
 

Geniş bilgi FUAF internet sitesinde :  www.alevi-fuaf.com -   www.alevi.com
 

Hasan UNAL FUAF Genel Sekreteri Tel: ++ 33 (0) 6 17 12 53 13 mail: hasan.unal@alevi-fuaf.com www.alevi-fuaf.com

 

 

Bir ömür Alevilik peşinde
13-01-09
 

TARAFINDAN: MIYASE İLKNUR / CUMHURIYET


 

Türkolog İrène Melikoff, yıllar önce hastalandığında “Eğer bana bir şey olursa ne olur beni Hünkar’ın yakınına gömün. Yok eğer Fransa’ya döner ve orada ölürsem benim için bir cem yapın” demişti.


 

ERVAK’ın düzenlediği “Anadolu İnançları Kongresi” nedeniyle gittiğimiz Ürgüp’te otele vardığımızda “Miyase ile benim odamı yan yana verseniz çok sevinirim” diye resepsiyon görevlisine ricada bulunup bunun mümkün olamayacağını öğrenince çok üzülmüştü. Sonunda bir hoca ile becayiş yapıp yanımdaki odayı kaptı. Bunun nedenini sorduğumda, “Ya gecenin bir yarısı düşüp kalırsam veya hastalanırsam senden başka kimin kapısını çaldıracağım ben...” dediğinde boynuna sarıldım, “Fizan’da da olsam ben sana yetişirim” dedim. Güldü, “Sen gelinceye kadar ben erenlere karışırım” dedi. İçine mi doğdu ne, sempozyumun son günü olan 27 Ekim 2001 günü önce 200 küsur merdiveni olan Ihlara Vadisi’ne inip çıkmış, akşam da otelde aç karnına iki kadeh şarap içip odasına çekildikten sonra hastalanmıştı. Gece yarısı otelin kat görevlisi kapıyı çalınca oda arkadaşım Gülizar Cengiz, benden önce fırlayıp kapıyı açtı. Görevli, “Bayan Melikoff hastalanmış sizi yanına çağırıyor” dedi. Odasına vardığımızda Bayan Melikoff’u kuş gibi çırpınırken gördük. “Ne oldu?” demeye kalmadan, “Donuyorum kızlar, çok kötüyüm” diyerek inlemeye başladı. Titremeden sonra yüksek ateş başladı. “Hemen bir doktor çağırayım” deyince itiraza başladı: “Doktor bana bir şey yapamaz...”

 

Saatler geçmesine karşın ne ateşi düşüyor ne de gözünü açabiliyordu. Islak havluları sırtına koymamıza karşın sonuç değişmiyordu. Doktor kelimesini her duyduğunda itirazı da değişmiyordu. Gülerek, “O zaman Nadya’yı çağırayım” dedim. “Ah olabilir” deyip onay verdi. Nadya, sempozyuma Altaylar’dan gelen bir şaman kadındı. Yaptığı çeşitli el hareketleri ile hastaları iyileştirdiğini iddia ediyordu. Nadya, çeşitli hareketlerle terapi yaparken Melikoff, gözlerini kapatıp, “Ya Hacı Bektaş ya Baba İlyas siz de bir Şamandınız, lütfen bana yardım edin” diye dua edince gözlerimizden süzülen yaşları saklamak için dışarı çıktık.

 

Nadya gittikten sonra biz sırayla Gülizar Cengiz’le sabaha kadar başucunda oturup bekledik. Bir ara gözlerini aralayıp “Eğer bana bir şey olursa ne olur beni Hacıbektaş’a, mümkünse Hünkar’ın yakınına bir yere gömün. Yok eğer kurtulup Fransa’ya döner ve orada ölürsem benim için Hacıbektaş’ta Veli Dede’nin yönettiği bir cem yapın” dedi. Sabaha karşı Gülizar’la yaptırdığımız sıcak duş iyi gelmiş uykuya dalmıştı. Biz de odamıza çekilip biraz uyuduktan sonra kontrol için odasının kapısını araladığımızda, “Kızlar gelin ben çok acıktım” diye seslendi. Bayan Melikoff yemek istediğine göre demek iyileşmişti. Sıcak çorbasını içirip yatırdık. Öğlene doğru artık iyice kendine gelmiş, öğlen yemeği için aşağıya kadar inebilmişti. Ne var ki, bir saat sonra biz Ankara’ya uçacaktık. Onun uçağı ise akşam üzeriydi. Hemen Ürgüp Belediye Başkanı Bekir Ödemiş’i aradım. Uçak saati gelince araba ile hemşire gelip Bayan Melikoff’u alarak Kayseri Havalimanı’na götürecekti. Gözlerini açınca kendisini pehlivan hisseden Bayan Melikoff, “Miyaseciğim, araba bir iki saat erken gelse olmaz mı” diye sorup yaramaz bir çocuk gibi gülerek ve biraz da çekinerek, “Ben hiç Kayseri’yi görmedim. Bir iki saat gezeyim istedim” diye mırıldandı. “Yahu bu halde gezmen de Kayseri de eksik kalsın” diye gürleyince boynunu büküp öyle bir baktı ki dayanamadım, “Peki” dedim.

 

Onun yeri: Yüreğimiz

 

Bayan Melikoff, önceki gün Strassbourg’da Hakk’a yürüdü. Er ya da geç olacaktı bu ayrılık. Ama bir veda bile edemeden, helalleşemeden gitmesi acı geliyor. Onu Hacıbektaş’a gömemedik, ama gömdüğümüz bir yer var elbette: Yüreğimiz. Oradaki yeri ebedi.

 

Yıllar önce yaptığımız bir söyleşide şöyle demişti: “Alevilik-Bektaşilik artık benim bir parçam oldu. Herhalde ben de onların bir parçası oldum. Bu işe ilk başladığım yıllarda bir Fransız öğretim üyesi arkadaşım bana dudak büktü, bu işten fazla bir şey çıkaramayacağım görüşündeydi. İyi ki onu dinlememişim. Direndim, sabrettim ve amacıma ulaştım. Mutluyum.”

 

Emin ol ki, Aleviler de seni tanımaktan mutlular Bayan Melikoff. Aleviler ve Alevilik yaşadıkça adın ve eserlerin de yaşayacaktır. Ürgüp’te verdiğimiz sözlerinden ikincisini tutup Veli Dede’nin yönettiği cemde canlar seni anıp, dualar edecekler. Bonn’daki cem meydanında nasıl semaha durduysan inanıyorum ki, Hacıbektaş’taki cem meydanında da pervaz vurup aşka döneceksin. Uğurlar ola canlar canı...

 

 

Son âşığın ölüm sana teşekkür ediyor Anne duyuyor musun?   11-01-09  ESAT KORKMAZ


Mélikoff Anne biz neler düşünüyorduk sen ne yaptın: Daha bir ay önce seninle söyleşmiştik; bir Armağan Kitap hazırlığı içindeydik; adına oluşturduğumuz Gönüllüler ile Fransa da alan çalışmaları yapacaktık. Epik bir oyun oynadın bize; düşü kırdın Anne; Armağan Kitap artık Anı Kitap olacak.

 

 

Yeryüzü gövdeni geri çağırdı Anne; acıktım, dedi; sen de son âşığın ölüm ile buluştun. Yaşarken sana bağırmış mıydı ölüm, azarlamış mıydı seni? Tam hatırlamıyorum. Yapmış da olabilir: Yaşama bağırma hakkını hep kendinde görmüştür de ondan. Son aşkın ölümle seviştiğinde Anne hiçleştin; kusursuzlaştırılarak doğuran hiçliğin bir parçası, yani ölüm oldun. Artık yaşama yaşam verebilirsin.

 

Hiçliğin gölgesi yaşam olduğuna göre ölüm yaşama âşıktır. Söylencelerde kimi kez gölgelerin korktuğuna tanık oluruz: O zaman soralım; gölgeler korkar mı?, diye. Gölgelerin korkusu şüphesiz bir gerçekliktir. Canın gölgesi beden, bedenin gölgesi can ise eğer ölüm dediğimiz şey can gölgesinin iptalidir. Geriye bedenin gölgesi kalır. Canın gölgesi durumunda iken yani yaşarken nasıl korktuğumuzu ya da korkunun ne olduğunu hemen algılarız. Öyleyse ölümden sonra geride kalan can, yani bedenin gölgesi de korkar: Bir bedene sahip olamama korkusu gölgenin temel endişesidir. Böyle düşündüğümüzde Beden! Beden!, diye feryat ettirmeyeceğiz seni Anne: Haberiniz olsun.

 

Irène Mélikoff, Aleviliğin geçmişini geleceğe uzatmak üzere büyüten bir anneydi. Biz O nun bu yolda büyüyen çocuklarıyız; O ağaç ise biz, ağaç olma amacını içinde taşıyan tohumlarız. Düşüncelerini düşüncemizde özümseyebilirsek eğer yarın düşüncelerine don olabiliriz: Dondan dona taşınarak seni ölümsüzleştirebiliriz Anne; biz yaşarken diriliriz, seni de Hakk a yürüdükten sonra diriltebiliriz.

 

Daha biz ilk gençlik yıllarımızı sürerken Anne sen, yasaklı kültürümüzün kaynakları üzerinde gezindin. Özverili bir çabayla sesimizi, görüşümüzü ve davranışımızı saptadın. Bunları bir bilim-insanı titizliğiyle inceledin-irdeledin, güncelleyip bizlere sundun. Bâtıni zeminde aydın duruşunun ne demek olduğunu; "Ben bir araştırmacıyım benim rolüm inanmak değil, gözlemek ve anlamaya çalışmaktır" sözlerinle bizlere bellettin. İyi ki bellettin Anne, biz bu sözlerin izinde çoğaldık; halde canlandırılmaya çalışılan aydına gereksinme yoktur, yargısını kırdık. Aydının görevini tanımlarken tipini de betimledin Anne: Batının akılcı, olgucu kısacası burjuvazinin ilerici dönemine ilişkin XVIII. yy aydınlanmacılığını benimsemiş, üstyapısal bir kültür ilericisi durumunda bulunan ve halkına yabancılaşan aydın kimliğini aşmamız gerektiğini belleklerimize kazıdın. Bu tür aydınların küçümsediği, Doğulu insanın nesnel kaynaklarına, bu nesnellikten soyutlanan ve bir ölçüde bağımsızlaşan inanç alanlarına yönelmeyi aydın olmanın olmazsa olmaz koşulu sayan aydın tipini bize örnek gösterdin. Örneğe uyduğumuzda aydınlar katında gerçek bir trajedi yaşayacağız Anne. Aydınlar aydınlıktan korkacak; aydın olanlarla olmayanlar ayrılacak. O zaman biz şöyle bağıracağız Anne: Özgürlük özgürlük diye haykırıyordunuz; alın size özgürlük; ama unutmayın bu altüst oluşta siz de bedel ödeyeceksiniz. Aydınlarımız özgürleştiği gün aydın geçinenlerin çoğu tepetaklak olacaktır.

 

Uyarması gereken aydınımız uyuyor ya da uyutulmuş, taban ise uykuda: Uykudaki uyuyanı biz şimdi nasıl uyandıracağız Anne? Biliyorum vicdanımızı yokladığımızda, Alevi felsefesini anımsatarak Uyur İdik Uyardılar dediğini duyacağız. Vicdanımıza uyacağız, kötüye el çırpmayacağız ve zil sesini duyurmaya çalışacağız.

 

Miracın Kutlu olsun Anne: Ölümle evlendin; seneye bugün evlilik yıldönümünüzü kutlayacağız.

 

Esat Korkmaz

 

 

Yazar Alevi Haber Ajansı   
Dünya Vatandaşı Bir Bektaşi'yim
 
Alevilik araştırmalarının duayeni Prof. Dr Melikoff, 8 0cak’ta Fransa’da, Alevilerin deyimiyle “Hakka yürüdü.” Tarihçi ve Türkolog Melikoff, Alevilik bilgisinin üretilmesi ve yayılmasında uluslararası bir çaba göstermişti...

SELAMİ İNCE – BİHTERİN SARAÇ

Prof. Dr. Meliloff’la 2005 yılı sonbaharında Fransa'nın Strasbourg kentindeki evinde 88. doğum gününden hemen önce uzun bir röportaj gerçekleştirdik. Bu görüşme kısaltılarak Almanya’da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yayın organı Alevilerin Sesi’nin 88. sayısından başlamak üzere 3 sayı yayımlandı.

Prof. Dr. Melkoff, görüşmenin tamamında Alevilerle nasıl tanıştığını, Alevi araştırmalarına nasıl başladığını, Alevilerin yeryüzündeki konum ve ruh hallerini, kendisinin Bektaşilikle ilişkilerini, Türkiye’deki dostlarını ve Alevilik üzerinden yürüyen tartışmaları değerlendirmişti. Melikoff, sorumuz üzerine kendisinin de “Bektaşi” olduğunu söylemiş ve Aleviliğin değerlerine göre yaşadığını anlatmıştı. Alevilik kültürüne ve insanlarına yakınlığı ile tanınan Melikoff’un, özellikle Aleviler için kutsal bir ay olan Muharrem ayında hayata veda etmesi de ayrıca manidar.  

Görüşmenin tamamı hiçbir zaman internet ortamına aktarılmadığı için yalnızca ilk bölümünü bularak tekrar yayımlıyoruz. Bu görüşmenin tamamı Melikoff’un Türkçe yayımlanan en derli toplu ve son görüşmelerinden biri olması açısından önemli. Görüşmenin bu giriş kısmı Melikoff’un kökenine odaklanıyor.

» Sayın İrene Melikoff bugün Strasburg’ta size misafiriz. 17 Kasım 1917 gibi Sovyet Devrimi’nin olduğu tarihi bir günde doğmuşsunuz. Ancak hemen ülkeyi terk etmişsiniz. Rusya’dan Fransa’ya uzanan yolculunuzla başlayalım sohbetimize.

Evet efendim, 17 Kasım 1917 senesinde Sovyet devriminin olduğu gece Sankt Petersburg, o zamanki adıyla Petrograd’da doğdum.

Haklısınız, tarihi bir gecede doğmuşum. Annem Rus, babam Azerbeycanlı idi. Babam zengin bir adam, Bakü’de petrol yatakları sahibi idi. Devrimden sonra bütün malvarlığımızı kaybettik. Babam ihtilalden birkaç gün evvel bir kısım değerli mücevheri saklamak istemiş. Babam, güvendiği yanında çalışan birinin evindeki bir duvarın içine gizli bir yer açtırmış. Mücevherleri buraya gizlemişler. Annem aslında kendi babasının evine saklanmasını istemiş. Çünkü annemin ailesi fakirmiş. Bu yüzden annem babasının evine saklanmasını istedi. Çünkü fakir bir aile olduğu için annemin ailesi dikkat çekmez dize düşündü. Ama babam kabul etmedi. Güvendiği insanların evine saklamak istedi. Ama maalesef babamın çok güvendiği bu insanlar devrimden sonra mücevherlerin yerlerini bir bir söylemişler. Babam hemen tevkif edilmiş. Bir süre sonra babamı koyduklara odaya bir görevli gelir. "Beni hatırlıyor musunuz“ der.

Meğerse bu adam devrimden bir süre önce babama gelerek babamdan maddi yardım istemiş. Babam da o zaman adama yardım etmiş. Adam babama "Biliyor musunuz, siz o zaman benim hayatımı kurtarmıştınız. Şimdi ben de sizin hayatınızı  kurtarmak istiyorum. Hemen burayı terk etmeniz gerekiyor. Öldürülecek insanların listesinde sizin de isminiz var“ demiş. Bunun üzerine apar topar Rusya’dan ayrılıp Finlandiya’ya kaçmışız. Finlandiya’da bir sayfiye yerinde bir buçuk yıl kalmışız. Herkes o dönem ihtilalin başarısız olacağını ve tekrar geriye dönebileceklerini düşünüyor. O sıra İngilizler Bolşeviklere karşı olanlara yardım ediyorlarmış. Fakat Çar ve ailesinin ölüm haberini öğrenince İngilizler yardım etmekten vazgeçtiler. Çar, İngiliz Kralının akrabası idi. Çarın ölümü ile birlikte İngilizler devrim karşıtlarına para yardımını kestiler. Umutları kalmadı.  Bu durumdan sonra ailem Rusya’ya dönme umudunu kaybettiği için İngiltere’ye geçiyor, daha sonra da 1919 yılında  Fransa ya geliyorlar. Babam zengin bir adamdı ama iyi de  bir adamdı. Bunu torunlarımın  bilmesini isterim.

» Anneniz Rus, babanız Azerbaycanlı.  Siz burada yaşıyorsunuz. Kendinizi hangi kültüre ait hissediyorsunuz?

Efendim, ben dünya vatandaşıyım. Fransa’da büyüdüm. Fransız kültürünü seviyorum. Fransız kültürünü aldım. Fransa’da çocukluğumun ilk yıllarında durumumuz o kadar iyi idi ki, benim Paris’te İngiliz bir mürebbiyem bile vardı. Bu yüzden ilk lisanım İngilizce olmuştu.Babam Rusya’da petrol işi  ile uğraşıyordu. Maddi olarak çok iyi durumda idi. Petrol sahipleri mallarını  kaybetmemek için şirketlerini  Nobel’e sattılar. Nobel çok iyi davrandı bu insanlara ve bu mallara karşılık iyi  para verdi. Babam akıllı olsa idi hayatı boyunca çok iyi yaşardı. Ama babam alıştığı gibi yaşamaya devam etti ve devrimin yıkılacağını, kısa sürede Rusya’ya geri dönebileceğimizi hep zannetti.

» Paris’te nasıl bir kültürel yaşamınız vardı?

Evimizde çok kitap vardı. Babam da çok okuyan bir insanda. Sorbonne’da edebiyat bölümüne gittim, sonra Doğu dilleri ilgimi çekti. Bu babamın etkisiyle oldu. Hiç unutmam, babam bir yaz tatilinde bavulu ile eve geldi. Bavulu açtım, içinde bir kitap vardı. Hafızın Divanı.Çok güzel resimler vardı kitabın içinde. Kitabı aldım ve sabaha kadar okudum. Babam ertesi sabah “Bu kitap sana göre, bir genç kıza göre değil” dedi. Ben ama ilk zehiri almıştım böylece. Paris’te çarşıya gider gitmez bu kitabı aldım. Kuran’ı da o zaman aldım. O zaman doğuya karşı ilgim başladı. Annem ise benim bu ilgimden memnun değildi ve karşı çıkıyordu. O karşı çıktıkça benim ilgim daha da arttı.

» Babanız Azerbaycanlı olduğu için tabii annenize göre daha doğulu… 

Babamın üzerimde etkisi oldu. Doğu sevgisini babam aşıladı. Sürekli Kafkasya’yı anlatırdı küçüklüğümden beri bana.

» Sorbonne’da üniversiteye gittiniz ve sonra doktora çalışması mı başladı?

Bir taraftan üniversitede İngilizce lisansı aldım bir taraftan Türkçe diplamısı aldım. Bir taraftan da Farsça öğreniyordum. Bu sırada İkinci dünya savaşı başladı. En kötü hatıralarım Almanların, Fransa’yı işgaline, o zamana aittir.

Korkunç bir tahribatta. O zaman genç bir Türk ile tanıştım. Fransa’da bir kaç Türk profesörüm oldu. Adnan Adıvar da benim hocamdı. Halide Edip Adıvar’ın kocası. Atatürk öldüğü zaman yani 1938 de Adıvarlar Türkiye’ye gittiler. Adnan Adıvar’ın yerine Faruk Sayar geldi. Meşhur Salih Zeki’nin oğlu idi. Faruk Sayar ile 1940 yılında evlendik. O hukuk fakültesini bitirince Türkiye ye döndük. Ben istedim bunu. Çünkü Türkiye’yi tanımak istiyordum. Bir de savaş korkusu vardı. Önce İstanbul’a sonra Ankara’ya gittik. Büyük kızım Ankara’da doğdu. Faruk Ankara’yı sevmiyordu. İstanbul’a döndük ve Faruk Selanik Bankası’nda hukuk danışma olarak çalışmaya başladı. Faruk askerliğini yapmamıştı. Askerliğini yapmasını istiyordum. Polis kontrolleri çok oluyordu. Korkmaya başladım. Hayat koşulları çok zordu ve ben de çalışmak istiyordum. Bir süre sonra Amerikan kız kolejinden çağırdılar. Bize Fransızca öretmeni lazım, fakat İzmir’de çalışması lazım’ dediler. Kabul edip hem İngiliz edebiyatı hem de Fransızca dersi verdim. İki yıl boyunca. Hayatım rahat idi. Çok mutlu değildim ama rahat idim.

BİRGÜN - 13 Ocak 2009, Salı

 

 

Bir Yıldız Kaydı Bu Gece...
11-01-09

 

TARAFINDAN: DURAK ASLAN


 

Dün gece kayan bu yıldızımız, bilim dünyasına sağladığı kaynaklarla, Alevi inancına sunduğu hizmetle, insanlığa saçtığı ışık ile, geride bıraktığı derin izlerle yaşayacaktır. O ışıkdan geldi, ışığa döndü...

 


 

 

Bilim dünyası, bulutsuz bir gökyüzünde geceleri gözlerimizle görüp, seyrine dalmaktan haz duyduğumuz kalabalık yıldızların, şu anda varolup olmadıklarını tartışıyorlar.

 

Kimilerine göre, gördüğümüz yıdızlar milyon yıl önceden sönmüş, gördüklerimiz ise, onların geride bıraktıkları güçlü ışığın izleridir…

 

İrene Melikoff!

 

lşıktan geldi 91 yıl önce, yeniden ışığa döndü bu gece.

 

Güzel bir kadın sıfatında dünyamıza sızmış bir ışıktı o.

 

Bilimin yolunu seçmişti, daha henüz 14 yaşında başlayan uzun yolculuğunda, “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen, Hacı Bektaşi Veli’ye ve Anadolu Aleviliğine ayırdı ömrünü.

 

“1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd’da doğan İrene Melikoff’un babası Bakülü bir Türk, annesi Rus’tu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya’ya göçer. Oradan Fransa’ya geçerek Paris’e yerleşirler.

 

Melikoff, babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken ‘Hafız Divanı’nı, Ömer Hayyam’ı ve Sadi Şirazî’yi okur. Sorbon Üniversitesi’nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise Şark dillerine ve Türkoloji’ye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safavîler üzerine çalışır. Prof. Adnan Adıvar’ın öğrencisi olur. Ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon onu sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan’la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

 

Türkoloji’ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan ‘Turcica’nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki’nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye’de yaşar. Türkçe’de Cem Yayınları’ndan ‘Uyur İdik Uyardılar’ kitabı ile Çağdaş Yayınları’ndan ‘Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş’ ve ‘Kırklar’ın Ceminde’ adlı kitapları yayınlanmıştır.

 

Profesör İrene Melikoff, Fransa Alevi Bilrlikleri Federasyonu’nun (FUAF) onursal başkanıydı. O Alevilerin, gönüllerine taht kurmuş bir bilim kraliçesi, baştacıdır ve öyle de kalacaktır.

 

Dün gece kayan bu yıldızımız, bilim dünyasına sağladığı kaynaklarla, Alevi inancına sunduğu hizmetle, insanlığa saçtığı ışık ile, geride bıraktığı derin izlerle yaşayacaktır.

 

O ışıkdan geldi, ışığa döndü...

 

Devr-i daim olsun.

 

Ailesine, bilim dünyasına, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyor, Onurlu yaşamı, sunduğu hizmeti, bıraktığı eserleri önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

* FUAF Genel başkanı. Strasbourg, 8 Ocak 2009

 

BİRGÜN - 11 Ocak 2009

 

 

İrene Melikoff Hakka Yürüdü
09-01-09


 

Işığını söndürmeyeceğiz:

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Fevzi Gümüş İrene Melikoff'un hakka yürümesi üzerine bir mesaj yayınlayarak üzüntüsünü dile getirdi. Aktarıyoruz;


 

 

Kasım ayından beri Fransa, Strasbourg hastanesinde yoğun bakım yaşam destek ünitesinde yatmakta olan, Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan ve bu alanda yüksek bir saygınlığa sahip olan değerli araştırmacı-yazar ve Türkoloji uzmanı Prof. Dr. Iréne Melikoff hakka yürüdü.

 

Acımız büyüktür.

 

Araştırmaları ve söylemi ile ‘Pir Sultan Abdal’ın torunlarını daima aydınlatan İrene Melikoff akademik ahlakı ve evrensel bakışı ile Alevi Bektaşi toplumuna rehberlik etmiş, yaşamı ve inancı ile bilincimizi taze tutmuştur.

 

Alevi öğretisinin tanınması ve gelecek kuşaklara aktarılmasına değerli katkıları olan İrene Melikoff aleviler için her zaman bir ışık, musahip yoldaş daha önemlisi rehber olmuştur.

 

Canı Canımız

Teni Tenimizdir

Acısı daim olsun

Işık Olsun

Mücadelemizde yaşasın…

 

İrene Melikoff'un anma töreni Strasbourg'da yapılacak ve Paris'teki aile mezarlığından uğurlanacaktır.

 

Ayrıca İrene Melikoff için yoldaşları Türkiye’de bir helalleşme ve anma programı gerçekleştirecektir. Program önümüzdeki günlerde kamuoyu ile ayrıntılı olarak paylaşılacaktır.

 

Av. Fevzi Gümüş

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı

 


 

 

Strasburg AKM'de Irene Melikoff için cenaze töreni
09-01-09

 

TARAFINDAN: YOL HABER


 

Alevilik-Bektaşilik üzerine yaptığı araştırmalar ile tanınan Türkolog İrene Melikoff Hakk'a yürüdü. Irene Melikoff için Cumartesi günü Strasburg Alevi Kűltűr Mekezinde cenaze töreni dűzenlenecek.


 

 

 

Melikoff 25 Kasım 2008 tarihinden beri Fransa’nın Strasbourg kentinde yoğun bakımda bulunuyordu.

Melikoff’un hakka yürümesi üzerine bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu, başta ailesine ve alevi camiası olmak üzere bilim dünyasına baş sağlığı diledi. AABK ve FUAF’ın yaptığı açıklama şöyle:

 

FRANSA ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU

AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU

KAMOYUNA DUYURULUR

 

Prof. Dr. Irène Melikoff’un cenaze töreni

2008 Kasım ayından beri Strasbourg Haute Pierre hastanesinde yoğun bakımda yatmakta olan, FUAF’ın onursal başkanı ve Alevilik-Bektaşilik űzerine araşarıtırmacı saygı değer Prof. İrène Melikoff, Cuma 8 ocak 2009 tarihinde saat 21.30’da hakka yűrűműştűr. Acımız bűyűktűr.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu(FUAF) ve Avrupa Alevi Birlikleri(AABK) olarak, başta ailesine, alevi camiyasına, bilim dünyasına , dostlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. Onurlu yaşamı boyunca, sunduğu hizmeti, bıraktığı eserleri önünde saygıyla eğiliyoruz.

Devr-i daim olsun.

Irène Melikoff'un cenaze töreni Cumartesi 10 ocak 2008 tarihin’de, saat 15.00’de Strazburg Alevi Kűltűr Mekezinde dűzenlenecek ve ardından, Paris'teki aile mezarlığına uğurlanacaktır.

Bűtűn Kamoyuya sayğıyla duyurulur.

 

Irène Melikoff'un cenaze töreni, 10 Ocak Cumartesi günü, saat 15.00’de Strazburg Alevi Kűltűr Mekezinde dűzenlenecek ve ardından, Paris'teki aile mezarlığına uğurlanacaktır.

İrene Melikoff, 1917 yılında Petrograd'da doğdu. Melikoff’un ailesi Ekim Devrimi’nden sonra Finlandiya'ya kaçtı. Aile daha sonra oradan da Fransa'ya giderek Paris'e yerleşti.

Melikoff, babasının kütüphanesinde henüz 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbon Üniversitesi'nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise, Şark dillerine ve Türkolojiye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safaviler üzerine çalışır. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff, mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Bundan sonra çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

 

Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikoff, bir süre de Türkiye'de yaşar. Türkçe'de Cem Yayınları'ndan "Uyur İdik Uyardılar" kitabı ile Çağdaş Yayınları'ndan "Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş" isimli kitabı yayınlanmıştır.

 

 

FUAF Basın Bürosu

CENAZE TÖRENI : Organizatör : FUAF – AABK

Tarih : Cumartesi 10 ocak 2009

Tören Saat : 15.00’de

Tören Yeri : Strasbourg AKM

Adres : 26 rue de l’Ardèche 671000 Strasbourg - France

 

İletişim :

FUAF Genel Merkez - Tel/Fax : 00 33 88 30 59 14 info@alevi-fuaf.com

FUAF adına - Veli Gűneş - Tel : 00 33 611 02 41 68 veli.gunes@alevi-fuaf.com

 

Hasan Ünal – Tel: 00 33 6 17 12 53 13 hasan.unal@alevi-fuaf.com

Latife Erin – Tel: 00 33 6 81 95 15 45 latife.erin@alevi-fuaf.com

AABK adına - Servet Demir - Tel: 00 33 6 07 23 05 39 servet.demir@wanadoo.fr

Geniş bilgi FUAF internet sitesinde : www.alevi-fuaf.com - www.alevi.com

Hasan UNAL FUAF Genel Sekreteri Tel: ++ 33 (0) 6 17 12 53 13 mail: hasan.unal@alevi-fuaf.com www.alevi-fuaf.com

 

 

                                            İRENE MELİKOF’UN ALEVİLİK KONUSUNDA Kİ GÖRÜŞLERİNE                                                                          KISA BİR BAKIŞ

 

                      İrene Melikoff, yaşamını ve enerjisini Alevilik-Bektaşilik üzerine harcayan ender insanlardan birisidir.

                      Melikoff; 1941 yılından itibaren Türkiye’ye gelip gitmeye başlamış ve bazı dostlarının aracılığıyla Alevi-Bektaşilerle tanışmıştır. Süreç içinde Alevilerin ritüellerine katılmış ve ozanların deyişlerini, nefeslerini…vs. dinlemiştir. Yine bir gün “Hacı Bektaş Gecesi” ilanını görür ve biraz da çekinerek içeri girer. Alevilerle ilgili kendisine anlatılan birçok olumsuz söylemler o “geceye” daha çok çeker. Melikoff, gecede gördüğü toplumsal dayanışma, insana bakış, ozanların söylemlerinde ki derinlik ve kadına verilen değer… Karşısında şaşkınlığa uğrar ve kendisine anlatılanlarla, gördüklerinin çok farklı olduklarını sezer ve o günden itibaren Aleviliğe doğru bir yöneliş başlar. O tarihten itibaren kendi yaşamı için uzun soluklu bir dönemin kapısını aralar. O artık kafasına koymuştur; Aleviliği-Bektaşiliği öğrenecektir. Ve bunu da soluksuz bir şekilde, yaşamı boyunca; yaptığı araştırmalarla, yazdığı kitaplarla, sunduğu bildirilerle, katıldığı açıkoturumlar ve panellerle gerçekleştirir. Alevilik- Bektaşilik konusunda çok değerli eserlere imza atar. Bu alanda “otorite” sayılacak bir konuma yükselir.

                        MELİKOFF’UN ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞE BAKIŞI (GENEL OLARAK) 

                      Melikoff, Bektaşiliği; “örf-dışı ve dili Türkçe olan bir halk öğretisi Ve inancı olarak görür.” Melikoff’a göre “Bektaşilik bir Senkretik oluşumdur. Bu oluşumun özünde ise Sufi ve Oniki imam temelli Şii bir görünüş altında; ruhun beden göçü ve hatta bazen tenasüh, yani ruhun sürekli dolaşımı inanışlarına, Ali’nin tanrısallığı görüşü karışmış aşırı Şii inançların da gelip katıldığı; Hurufiliğin kabalistik (Tevrat gelenekli) ve anthromoforfik (İnsan nitelikli Tanrı temelli) öğretileri”  kapsadığını söyler. (Uyur İdik Uyardılar; Cem Yay. Sayfa; 22-23)

                      Melikoff’un örf-dışı dediği; merkezi inancın dışında; genel geçer dini gelenek ve göreneklere uymayan; merkezden çok farklı, kendisine özgü bir inançtan söz etmektedir. Bektaşiliği, bir halk öğretisi olarak görmesi onu Ortodoks inançla ilgisinin olmadığını ve bunun halkın geçmişten taşıyarak getirdiği inanç ve öğretilerin bir sonucu olduğunu belirtir. Nitekim bu görüşünü devam ettirerek Bektaşiliğin “Senkretik bir oluşum” olduğunu açıklar. Senkretizm; özünde birbirinden farklı inançları birbirleriyle bağdaştırma, ilintileştirme, birleştirme, birbirinin içine katma ve farklılığı kendi içinde yaşatmadır. Gerçekten de Alevilik-Bektaşilik, Anadolu’da yaşamış olan tüm inanç ve öğretilerden izler taşır. Aleviliğin-Bektaşiliğin içinde tinin ölümsüzlüğü, bedenden bedene geçişi; tinin sürekli dolaşımı; Hz. Ali’nin tanrının görüntüsünü yansıttığı ve tanrısal niteliklere sahip olduğu… Gibi inanç egemendir. Bu görüşler de gösteriyor ki; Alevilik- Bektaşilik inancı ve felsefesi; birçok inanç, ritüel ve öğretilerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Melikoff, bu görüşlerini net olarak ortaya koymuştur.

                      Melikoff’a göre Bektaşilik “Kolonileştirici Dervişler Tarikat”ıdır.” (Aynı eser; 139). Melikoff, bu görüşünü daha çok Ömer Lütfi Barkan’ın etkisinde kalarak belirtmiştir. Buna göre; Alevi- Bektaşilik;  Anadolu’ya dışarıdan gelen dervişlerin (Dailerin=görevli) istekli ve çabaları sonucunda gelişen bir inanç ve öğreti olduğu görüşüdür. Gerçekten de özellikle Horasan’dan Anadolu’ya gelen “Dai”ler; Anadolu’yu baştanbaşa dolaşarak kendi inanç ve görüşlerini halka anlatmışlar ve etkili olmuşlardır. Hacı Bektaşi Veli, Geyikli Baba, Dede Garkın…vs. gibi dervişler; Anadolu’ya tasavvufu ve Batıniliği taşımışlar; inançları ve öğretileriyle Anadolu insanın dönüştürülmesinde etkili olmuşlardır.

                      Melikoff’un ikinci temel görüşü Aleviliğin bir Heterodoks hareket olduğu görüşüdür. Melikoff, başlangıçta İslam örtüsü altında, halkın inancının; İslam öncesi uzantılar dışında hiçbir cemaat dışılığının olmadığını belirtir. Fakat 15. ve 16. yüzyıllarda Safavi’lerin (Şah İsmail’in) etkisiyle Şiiliğe ve dolayısıyla Heterodoksi’ye doğru kaydığını söyler. (age; sayfa 25).

                      Bu görüş tartışmalıdır. Alevilik-Bektaşiliğin “Heterodoks” bir hareket olduğunu söyleyenler olduğu gibi, bunun böyle olmadığını söyleyenler de bulunmaktadır. Bu bana göre hem doğru ve hem de yanlış. Eğer, Heterodoksiyi Ortodoks’iye ” (merkezi inanca) karşı olarak gelişen “halkın yaşattığı” “merkez dışı” inanç olarak alırsak, bu tanım doğrudur. Çünkü Alevilik-Bektaşilik de tam budur. Ama ikinci anlamda alırsak; yani Heterodoksi ancak bir inanç içindeyken farklılaşma, ayrışma… Vs. olarak alınırsa o zaman bu tanım Alevilik-Bektaşiliğe uymamaktadır. Zaten Melikoff üstadımız da başlangıçta bunun böyle olduğunu ama Aleviliğin, daha sonra Şiiliğin etkisine girmesiyle, ikinci tanıma uygun bir “Heterodoks” anlayışını vurguluyor.

                      Melikoff; Alevilik ile Bektaşilik arasında ki farklılığı ise tamamen toplumsal boyuta indirger. Bu görüşünde “Fuat Köprülü”nün etkisi görülür. Buna göre Bektaşilerin kentli, Alevilerin ise köy veya kırsal alanlarda yaşadıklarını belirtir. Kentteki Aleviler yani Bektaşilerin “Tekke” lerde okumuş, yazmış insanlardan oluşmaları; Alevilerin ise daha çok soydan gelmeleri en temel ayrılıktır der. (age, 25)

                      Alevi sözcüğü üzerinde duran Melikoff; bu sözcüğün yakın zamanda kullanılmaya başlandığını; daha önceleri ise Rafizi, Zındık, Mülhid… gibi küçültücü ifadeler kullanıldığını belirtir. Safavi taraftarlığının belirginleşmesi ve etkinleşmesi sonucunda ise “Kızılbaşlık” isminin kullanıldığını yazar. 19. Yüzyıldan itibaren de Ali yanlısı veya Ali’ye bağlı olanlar anlamında “Alevi” sözcüğünün kullanıldığını söyler. (age; 26)

                      Alevi ve Bektaşiliği birbirinden ayrı görmeyen ve her ikisinin de “Türk Halk İslam”ı olarak gören Melikoff; bu inancı, “göçebe halkların dini” olarak yorumlar. Ve bu inancın özünü şöyle açıklar “doğa güçlerine, bitkilerin ve mevsimlerin dönüşümlülüğüne bağlı, göçebe bir cemiyetin inançlarının ayırıcı niteliklerini taşır. Burada zaman kavramı ileriye doğru değil; dönen bir zaman kavramıdır. Gün, gecenin; baharın yeniden gelişi, kış boyu bitkilerin ölüşünün; yaşam, ölümün yerini alır. Bu Ebedi Dönüş Çemberi’dir.” (age, sayfa 30)

                      Buna göre Alevilik doğaya uygun, doğanın diline göre ritüellerini oluşturan ve doğaya uygun davranan; pratik yaşamı bir tasarım halinde öğretisine, inancına taşıyan; olay ve olgulardan hareket ederek insancını simgelere taşıyan bir inanç, bir öğreti olduğudur.

                      Melikoff, Bektaşiliğin, tarihinin çok eskilere dayandığını, köklerinin Orta Asya’ya dayandığını; bu inancın içinde Mani’cilik, Budha’cılık, Nesturilik, Ortodoks veya Katolik Hıristiyanlık, hatta Musevilik… gibi inançlardan da izler taşıdığını belirtir.

                      Şaman inanç ve ritüellerinin Alevilikte yoğun bir şekilde yaşandığını belirtir. Şaman inancında ki “Gök Tengri” inancının Aleviliğe geçtiğini; bunu “doğa güçlerine” tapmanın en belirgin yanı olduğunu; yine “Toprak, su” gibi doğal güçlere kutsallık yüklemekte çok temel inançlar olduğunu belirtir.

                      Melikoff, Hurufilik ve Ahiliğin de Alevilik-Bektaşilik insancına ve öğretisine çok önemli katıklarının bulunduğunu söyler.

                      Şu üç görüşle Aleviliği- Bektaşiliği anlatmaya çalışır.

                      Melikoff’göre;

                        a-) Alevilik-Bektaşilik; bir Türklük olgusudur der. Süreç içinde farklı halklarda da Alevi- Bektaşi olanlar vardır. Fakat köken olarak Bektaşiliğin Türk olduğunu belirtir. Ancak süreç içinde Alevi Kürtlerde varlaşmıştır der. Bektaşilerin ve Alevilerin ibadetlerinde, deyiş ve nefeslerinde Türkçeyi kullanmalarını buna kanıt gösterir.

                        b-) Bektaşilik örf dışlıdır der. Yani biçimsellikten uzak, öze önem veren bir anlayışı, bir inancı uyguladıklarını söyler. Bektaşilerin ritüelleri, genel olarak uygulanan  (Namaz, oruç, hac, camiye gitmek… vb) inançlara uygun düşmez. Bundan dolayı da örf dışıdır der.

                        c-) Bektaşiliği bir Senkretik hareket olarak görürken çok daha önemli bir tanımlama getirir. Bektaşilikte Gnostik bir yan bulunduğunu açıklar.  (age; sayfa 41.42.43). Gnostizim; derin ve tam bilgi anlamına gelir. Bu anlamda “sezgi, bilinçte açığa çıkarma, düşüncede görme, özü bilinçte yakalama, kendini aşma, gizli bilgilere sahip olma… vs. gibi anlamları yüklemek olasıdır. Melikoff; Alevi-Bektaşiliğin bu gnostik yönünü genellikle Mani ve Budizm kaynaklı olduğunu belirtir. Alevilikte de “sırlar, gizli bilgiler” olması yazarı bu sonuca götürmüştür.

                      Melikoff; Alevi-Bektaşilikte ki Hz. Ali algısını; Türklerde ki Gökyüzü Tanrısı algısıyla ilişkilendirir. Buna göre; Hz. Ali aslında Gök Tengri’dir. (age; 44). Yazar, Ali’ye tanrısallık yüklenmesini de bu inanca bağlar.

                      Melikoff; Cem’i, Arş’ta zaman dışında olagelen Giz’lerin yeryüzünde ki tekrarı olarak değerlendir ve Arş’ta toplanan “Kırklar Meclisi”nin yeryüzünde ki izdüşümü olarak görür.

                      Musahip veya Ahiret kardeşliğini ise Melikoff; “eski Türklerde ve Moğollarda, bir kan kardeşliği âdetinin bulunduğunu belirtiyor. Ayrıca, Ahilerde de her zanaat ve tacir’in “bitse” adı verilen bir ortağının bulunduğunu ve bu ortak alma anlayışının Ahiret inancında da taşındığını; diğer bir yönü de Arş (göğün en üst katı)’ta, Âlemin yaratılışında, Cebrail’in Âdem’e kuşak bağlayarak Musahip olduklarını; aynı şeyi Hz. Ali ile Hz Muhammet arasında da yaşandığını ve Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin bedenine kuşak bağlayarak Müsahip olduklarını” belirten Melikoff; sonuç olarak Musahipliğin toplumsal bir gelenek olduğunu ve özünde karşılıklı yardımlaşma bulunduğunu belirtir.

                      Melikoff; Aleviliğin inancının temelinde “sevgi” bulunduğunu; insanlar arasında ayrım gözetilmediğini; kadının da erkeklerle aynı temel haklara sahip olduğunu, her zaman ilerlemeden ve çağdaşlıktan yana olduklarını belirtir.

 Not; Bu makale İrene Melikoff’un “Uyur İdik Uyardılar” isimli kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

 

                                                                                        Süleyman Zaman     15.01.2009