ERKEK KADINI NİYE ÖRTTÜ

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN  


Türkiye'de örtünme dendiğinde akla İran gelir. Ben iki yıldır İran İlkut'unun (devletinin) Petrol danışmanlığını yaptığımdan sıkça gidip geliyorum. Kara çarşaf giyimli kadınlarda yüz bütünüyle açıktır.Şifon  takan kadınlarda ise saçın yarısı açıktır.Kadın yüzü boyalıdır. Kapanma  mollaların yönetimi ellerine geçirmeleri, İslam Cumhuriyeti kurmalarından  sonra başlamıştır.


Bu güne dek, uçağa kapalı olarak binen İranlı bir kadının bile Türkiye'ye indiğinde örtüsünü taktığını görmedim. İranlı kadınlar örtünme baskısından tiksiniyor.Türkiye'de ise, inancı siyasi çıkarlarına aracı yapan  Erbakan'ın çaktığı kıvılcımla erkekler kadınları kapatmağa başladı.
AKP nin yönetime gelmesiyle özellikle genç kızlar arasında sıkma baş, yaşlılarda kara örtü oldukça yaygınlaştı. İranlı kadınlar kaygıyla soruyorlar "Türk kadınlarına ne oluyor? Bizi güç kullanarak "mollalar" kapatıyor. Siz özgür, ayrıca laiksiniz. Sizin kadınlarınız niye kapanıyor?" Kapanan kadın değil, kapatan erkek!... Arabistan'da, Afganistan'da, İslam Cumhuriyetlerinde sürekli erkeğin dayatması ile kadın kapanıyor.


Yine erkeğin çengeline takıldı kadın, kadınlarımız. Sümer Bilimci Muazzez  İlmiye Çığ'ın anlatımıyla erkeğin kadın üzerin baskısı Sümerlerde yazının  bulunmasıyla, o dönemin tapınak rahiplerinin erkekler çıkarına yasalar koymasıyla başladı.
Önceleri kadın, Tanrının özelliklerini taşıyan toprak gibi yaratıcı,  koruyucu, kutsal görülürken, sonraları dinler aracılığı ile, bu özellik  erkeğe aktarılarak, kadın yalnızca erkeğin yaratıcı dölünü taşıyan bir  araca dönüştürüldü (erkeği kaburga kemiğinden olan).  Kutsal kitaplarda kadının erkeğe hizmet için  yaratıldığı anlatılarak kadın tutsak edildi. Tarıma saban gibi toprak işleyen işgeçler girince bunları kullanan erkek ürünü, toprak edinçini eline geçirdi.


Kadın beslenen konuma getirildi. Yasalar da erkekler öne çıkarıldı, yönetimde, seçme ile seçilmede kadın yok sayıldı. Kadın alış verişten uzak  tutuldu, akça (para) erkek eline geçti, toprakta. Erkek bununla yetinmedi:  işi sağlama bağlamak için, kutsal kitapların Tanrı'ca indirildiği, bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek kadının karşı durmasını engelledi. Örtünme, kadını "ikincilliğini" savunan tek Tanrılı beş büyük inançtaki  tümü erkek olan "Tanrı Elçilerince" uygulamaya sokuldu. Bunlar; Yahudilik, Budizm, Konfüçyüsçülük, Hıristiyanlık ile Müslümanlıkdı. Tümü de birbirini izler biçimde kadını erkeğin yardımcısı olarak  tanımladı. Artık Tanrı adına, kadın için erkek konuşuyor, erkek karar  veriyordu...


Tanrı ise "baba" takma adıyla erkekleştirildi.Doğal olarak kadın  "ikinciliğe" düştü. Oysa erkeği de, dişiyi de yaradan Tanrı gibi "kadındı". Süre içinde erkek kadını öyle bir oyuncak konumuna sokmuştur ki; Heredot'a göre, Babil'de  her kadın evlenmeden önce tapınakta bir erkekle yatması gerekmektedir. Böylece, tapınaklar sözde kendini Tanrıya adayan erçilliğin (fahişeliğin)  yapıldığı genel eve dönüşmüştür erkekler için. Bu gelenek sonra Asur'lara geçmiş, bu gün ki Türkiye 'de tapınaktan çıkıp  geneleve dönüşmüştür.


Muazzez İlmiye Çığ 'a göre Sümer'de kadınların evlenmesinde subaylık  (bekaret) aranıyordu.Sümer kadını evlendiğinde önceden bekaretini kaybetmiş ise, kocasından boşanırken ortak edinçlerin yalnızca yarısını alabiliyordu.
Bu gelenek bugün Katoliklerce sürdürülmektedir. Kendi eğinini (vücudunu) Tanrı adına Tapınaklarda erkeklere adayan kadınların diğerlerinden  ayrılmaları için dışarıya çıktıklarında başlarını örtmeleri gerekirdi.
 

MÖ 1600 yıllarında bir Asur kağanının koyduğu yasa ile iş bu kez örtünme kapsamına, bütün evli ile dul kadınlar alınmış, kızlar ile sokak  erçillerine (fahişelerine) başını açma yasağı getirilmiştir. Sevişmeye  tapınma ile kutsallık anlamı yüklenmiştir. Bu gelenek Babil'liler, sonra Asur'lular yoluyla Filistin'liler, oradan da İsrail'e geçmiştir.Sonrada tümü Orta Doğu'da doğan bir Tanrılı dinlere geçmiştir.


"Peçe" İslamiyet’ten önce Ortodoks Doğu Roma'da (Constantinopolis'te)   kullanılmıştır. Bugün bile Ege Adalarında kapkara peçelerin içinde dolaşan "Rum Ortodoks" kadınları vardır. Sonra bu gelenek Hıristiyanlıktan İslamiyet’e bulaşmıştır. Hıristiyan rahiplerinin tepeden tırnağa kapalı olması da eski Sümer, Asur erçil (fahişe) geleneğinin izleridir. İşte böyle. Ne İran'ın, ne de Arabistan'ın bir Atatürk'ü yoktu. Atatürk eski Sümer ile Asur geleneklerinden İslamiyet'e yansıyan kapanma geleneğini kaldırdı. Kadını,  erkeğe hizmet eden bir varlıktan çıkarıp, erkeğin koşullarını üleşen uygar bir konuma getirdi. Erkeğin dayatmaları ile kadınlarımız yine  tutsaklaştırılıyor.Yasa koyucular, din bilginleri susuyor.

Siyasiler,gericiler at koşturuyor..Laik Cumhuriyetle kazanılmış olan eşitliği yitiriliyor.. Bu bir oyun değil bir gerçek. Baskıyla kapanmağa karşı, aydın kadınlarımızın sessiz kalmalarını anlayamıyorum.  
 

Bu sessizlik sürerse yarın sizde kapanacaksınız, ayni İran'daki gibi. Dönüşü olmayan bir yoldayız. Gericilik; demokrasinin hoş görüşünü kullanarak özgürlüğü kapanına alıyor.
Dikkatli ve uyanık olmak zorundayız ve demokratik platformda bu zihniyete karşı savaş vermeliyiz.