SON KALE  Cem Argün  / 22.01.2008

 

Özellikle 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte devletin üst mevkilerindekilerce barizce uygulanmaya başlanan bir politika var… ABD’denin siyasal ve ekonomik çıkarlarına orta ve uzun vadede hizmet eden bu politika, birçok aydınımızın toplumu bilgilendirme vasfıyla belirttiği üzere BOB yani açılımıyla “Büyük Ortadoğu Projesi” dir. Amerikan emperyalizmine ve dünya kapitalizmine hizmet edecek sonuçlar doğuracak bu projenin ülkemizdeki ayağının başarıya ulaşması için doğrudan yada dolaylı yollardan emek harcayan iktidarlar olmuştur. Ama hiçbiri Cumhuriyetin toplumsal alandaki medeni kazanımlarının yok edilip, insanları dinsel tutuculuğa hatta gericiliğe yönlendirerek, düşünebilen, bilgi edinip analizler yapabilen bireyler olmaktan çıkartıp birer kul olarak şekillendirmeyi amaçlayan bu planın hayata geçirilmesi sürecinde çalışkan, kararlı, etkili sonuçlar doğuracak uygulamalar ve sinsice çalışmalar yapmakta AKP kadar başarılı olamamıştır. 

AKP, toplumun büyük bir bölümünü, etkisi ve yönetimi altına aldığı sosyal kurumlar, yazarlar, çizerler, sanatçılar ve sözde aydınlar aracılığıyla yanıltıp, yönlendirme başarısına ulaşmıştır. Ancak sisteme son darbeyi vuracak yeterli toplumsal desteğe sahip olma sürecinde ciddi bir engel veya dirençle karşı karşıya olduğunun farkındadır. ABD’nin bölgesel çıkarlarına hizmet edecek bu projenin ülkemizdeki en samimi ve kararlı uygulayıcısı olan AKP’nin bu alanda kesin ve kapsamlı bir başarıya ulaşmasının önünde ciddi engel olarak gördüğü bu direnç, laik demokratik bir kamu düzenine samimiyetle inanan Alevilerdir. Çünkü, tarihsel deneyimlerle şekillenmiş Alevi bilinci, sosyal ve dinsel alanlardaki varlıklarını sürdürebilmelerinin gerekliliği olarak, dinsel dogmalarla şekillenmiş, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, tek tip insan yaratma anlayışına sahip rejimlerden uzak durulmasını gayet iyi bilirler. İşte bu yüzdendir ki Aleviler tarih boyunca yönetim tekelini elinde bulundurmak isteyen despot, gerici, kafatasçı anlayış ve iktidarların başlıca hedefi olarak insanlık dışı türlü metotlarla yok edilmeye, susturulmaya, baskı altında tutulmaya çalışılmıştır. İnsanlıktan nasiplenmemiş onca katliam, baskı ve yıldırma politikalarına rağmen ilerici, demokrat, insancıl duruşundan taviz vermeyen bu insanların oluşturduğu direnci kırmak amacıyla son aylarda yeni bir metot üzerinde durulmaktadır. Denizaşırı akıl hocalarından alınan fikirlerle bezeli, asıl amacı asimilasyon yoluyla Alevi muhalefeti direncini ortadan kaldırmak gayesi içeren bu yeni metodun siyasal arenadaki adı “Alevi açılımı” dır.

Evet, “sadece kağıt üzerinde bulunuyor olsa da” laik demokratik cumhuriyet rejiminin tek samimi savunucusu olan Aleviler üzerinde oynanan yeni oyunun adı “açılım” dır. Ne gariptir ki, son Türk devletinin tek samimi korucusu öyle sanıldığı gibi beyinleri kafatasçı, gerici fikirlerle bezeli Türk milliyetçileri değil, bu ülkeye gönülden bağlı Alevilerdir. Son Türk devletinin yıkılması paranoyasıyla kandırılan milliyetçilerin tarihsel süreç içerisinde içine düştükleri bu ironik durumu algılayabildiklerini sanmaksa hayalciliktir.

AKP iktidarının, Aleviler içerisinden bulduğu bir avuç işbirlikçiyle kararlılıkla girdiği uygulama sürecinin, açıkça başlattığı bu açılımın kısmen de olsa başarıya ulaşma ihtimali mevcuttur. AKP’nin kamu imkanları eşliğinde başlattığı bu açılım Aleviler ve dolaylı olarak da uzun vadede rejim açısından büyük bir tehlikenin işaretçisidir. Şimdi başta Alevi sivil toplum kuruluşlarının, bu açılımın Aleviler üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerinin, sinsice uygulanacak asimilasyon sürecinde başarı oranının mümkün olduğunca düşük tutulması için gerekli önlemleri kapsamlı bir programla vakit geçirmeden uygulamaya başlaması gerekmektedir. Alevi olmayan, ama laik, demokratik Türkiye idealleri taşıyan diğer sivil toplum kuruluşlarının da, her türlü yol ve metotla sürdürülecek bu açılım politikalarının, uygulamalarının başarıya ulaşmasını engelleyebilmek maksadıyla tavır takınması, demokrat Alevi kurumlarıyla işbirliği içerisinde hareket etmesi gerekliliği bulunmaktadır.

Laik demokratik bir Türkiye umudunu yitirmemek için ilericiliğin, haksızlığa karşı durmanın, dayanışmanın sembolü, sistemin sigortası olan Aleviliğin, yani kör topal ayakta durmaya çalışan laik demokratik rejimin son kalesinin korunması gerekliliğinin unutulmaması umuduyla. Zira bu son kale de onlar tarafından ele geçirilecek olursa bu topraklarda diğer İslam ülkelerinin yaşadığı o bedbaht yaşam koşulları hüküm sürmeye başlayacak ve bükülecek belimiz bir daha düzelmeyecektir. Türkiye dışındaki İslam ülkelerinin içine düştükleri bataklık ve yaşamakta oldukları kabus hali, dikkatli olmazsak düşeceğimiz durumun en açık göstergesidir.

 

22.01.2008