KILIÇDAROĞLU ÜZERİNDEN ALEVİ İSTİSMARI VE AYRIMCILIĞINI BIRAKIN!

Turan ESER

AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan ayrımcılık suçu işliyor. Savcılar ise ayrımcılık suçundan dava açacak cesareti gösteremiyor. 12 Haziran seçimleri öncesi gelişen siyasal tablo oldukça çirkin ve kirli. Siyasetin Alevi milletvekili aday adaylarına yönelik ayrımcılığından sonra, şimdi Alevi inancı/kimliği siyasal alanın ve seçim meydanlarının istismarı haline getirildi. Türkiye’yi kutuplaştırma üzerinden sürdürülen bu politika tarzı çok tehlikelidir.

Başbakan Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında Alevi ayrımcılığı üzerinden Alevi değerlerini istismar ederek siyasal alanı gerilime sürüklemekte ve toplumsal huzursuzluğu tetiklemektedir.. 12 Eylül Referandum sürecinde geliştirmiş olduğu Alevi ayrımcılığı ve Alevi istismarı stratejisini, şimdi 12 Haziran genel seçimlerinde de uygulamaya başladı. AKP, Türkiye’nin Sünni çoğunluğuna yönelik, mezhep siyasetini geliştirerek tehlikeli bir süreci örgütlemeye çalışmaktadır. Alevi karşıtlığı üzerinden Sünni çoğunluğu örgütlemeyi hedefleyen Başbakan, referandum döneminde elde ettiği % 58 'lik EVET’i, genel seçimlerde yine Alevi karşıtlığı üzerinden OY’a çevirmek istemektedir. Alevi kimliğinin istismarı üzerinden geliştirilen bu dil çirkindir ve ayrımcılık içeren tehlikeli bir oyundur. Başbakan bu dili terk etmelidir.

AKP İSTİSMAR SİYASETİNDE, HALK ÇÖZÜM SİYASETİNDE

AKP ile siyaset kirlendi ve çirkinleşti. AKP hükümet olarak sosyal, hukuksal, kültürel kimlik hakları, ekonomik haklar, demokratik haklar ve özgürlük alanlarının genişletilmesine dair politika oluşturmuyor.  Siyaset halkın sorunlarını çözüm aramaktır. İşsizliği çözmektir. Yoksulluğa çare bulmaktır.  Çökmüş ve sadece parası olanlara fırsat veren eğitim ve sağlık sistemin sorunlarını çözmektir.  Siyaset derde derman olmaktır.

12 Haziran seçimlerinin politikalarını bu eksende oluşturmuyor. Kasetler ekseninde siyaseti tercih ediyor. Alevilere ve Kürtlere karşı ayrımcılık ekseni oluşturuyor. Siyaset yerine, dinbazlık ekseni tercih ediyorlar. Mezhepçiliği siyasal istismar alanı haline getiriyor. AKP etnik ve din milliyetçiliğe sığınıyor. Toplumsal gerilimi oy uğruna tırmandırıyor. Aleviler ve Alevilik AKP’nin istismar alanı haline getirmesi asla kabul edilmez ve AKP bu ayrımcılık ve istismardan derhal vazgeçmesi gerekir.

CHP ÜZERİNDEN ALEVİLERLE HESAPLAŞMAK ART NİYETLİDİR

Başbakan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik daha önceki “SOY-SOP” istismarını; 12 Haziran seçim meydanlarında Kemal Kılıçdaroğlu’nun ALEVİ kimliği üzerinden aslında tüm Alevileri istismar ederek toplumsal kutuplaşmalara neden olan ve bir arada yaşama kültürüne zarar veren bir siyasal zemin hazırlayarak devam ettiriyor. Başbakan hukukun evrensel kurallarını tanımıyor. Çünkü onun başvurduğu referans ulemanın fetvası, beslendiği ideolojik kaynak ise Türk Sünni İslam Sentezidir. Bu nedenle de ayrım gözetmeden değil, bilakis ayrımcılık yaparak politik iletişim kuruyor. Ya soy-sop üzerinden ayrımcılık yapıyor. Ya da Türk Sünni İslam Sentezine sığınmış bir dil üzerinden Alevilerle ilişki kuruyor.

Başbakan, referandum sürecinde Alevilerin kendisini hapse attığı yalanını kullanacak kadar, bölücülüğün ve ayrımcılığın diline sığındı. Önce dedelik kurumunu rencide etti. Sonra kendisini cezaevine gönderen yargının mezhepçi (Alevi) olduğunu iddia etti ve daha sonra da “Yargıda dedelerin hakimiyeti” gibi, mesnetsiz ama tehlikeli bir gerilim yaratmayı göze aldı.

Bir Başbakan düşünün ki, insanla ve evrensel haklara sahip yurttaşla iletişim kurmuyor. Soy sop üzerinden ilişki kuruyor. İnsanları kategorileştiriyor. Diline, dinine, inancına ve cinsiyetine göre sesleniyor. Siyaset dilini din ekseninde millileştiriyor.

AKP’nin sandıktan birkaç puan daha fazla oy almasını hedefleyen Başbakan, Alevi inancını istismar etmeyi bırakmalıdır. Siyasal İslamcı egemenliği pekiştirme ve seçimlerden başarılı çıkma stratejisine Alevi kimliğini yok sayarak ve Aleviliği istismar ederek, Aleviliği kurban etmemelidir. 

Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden tüm Alevilere “din” ve “Sünnilik” dersi vereceğine, hakkında açılmış davalardan korunmak için sığındığı dokunulmazlık zırhını kaldırmalıdır. İşte o zaman kimin “eline ve diline sahip” olduğu belli olur. Bir başbakan kamu görevlisi olarak, bir Ulema gibi davranamaz. 12 Eylül’ün darbeci din dersi hocaları gibi din dersi veremez. “Abdesti biz sadece namaz kılarken alırız. Bir de Kitabullah’ı okurken elimize aldığımızda” gibi din istismarı yapamaz. Başbakan kamu görevini yürütürken, Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının tümünün ödediği vergiden geçindiğini unutmamalı, maaşını verenlere karşı saygılı olmalıdır. Hakkında açılmış davaların hesabını vermeden,  Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli'nin adını ve özellikle de onun “Eline, diline, beline sahip ol” düsturunu ağzına almamalıdır. Çirkin siyasi polemiklerine Alevi değerlerimizi malzeme yapmamalıdır.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ MEZHEPLER VE ETNİK NÜFUS MÜDÜRÜ MÜ?

Yurttaşlık ve yurttaşlık kültürü ve hakları Türkiye’ye yabancılaşmaya devam ediyor. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Ermeni, Rum ve Gayri Müslimlere ayni nazardan bakılmıyor. AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürtlüğü ve Aleviliği AKP’lilerin ağzından düşmüyor. Şimdi de herkese abdest ve namaz dersi veriyorlar. Hükümet değil, sanki mezhepler ve etnik nüfus müdürleri gibi çalışıyorlar.

Bülent Arınç ise hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. Arınç "Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam'dan ne abdestten, ne Kuran'dan habersiz olan insanlar Türkiye'de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile mensubu olduğu partinin; Türkiye’nin çok inançlı yapısına karşı ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.

Bülent Arınç ve Başbakan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruma üzerine olan yeminlerini çiğnemişlerdir. TBMM çatısı altında içtikleri milletvekili andına sadık kalmalıdırlar. AKP hükümeti CHP ve Kılıçdaroğlu üzerinden Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur. Arınç’ın ve Başbakanın hükümet üzerinden geliştirdiği Sünni misyonerlik faaliyetini durdurması ve asli görevlerine dönmesi gerekir.

AKP CUMHURİYETİN DEĞİL, SÜNNİ TEOKRASİNİN ÖZLEMİ İÇİNDEDİR.
Bülent Arınç ve AKP Türkiye’nin değerlerini tanımadığı gibi inkâr da ediyor.   Bu ülkede yaşayan Alevileri, Gayri Müslimleri ve Ateistleri yok sayıyor. Hükümet ve iktidar olmanın koşulunu Namazı ve Abdesti bilmekle sınırlı kılıyorlar. Yani “abdest almasını ve namaz kılmasını bilmeyenin Türkiye’de hükümet olma hakkı yok” diyorlar. Bu yaklaşım Anayasa’sının 2. maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir” ilkesinin açıktan ihlalidir. Sünni İslam Devleti dayatmasının diğer adıdır.

AYRIMCILIK DEFOLA, BARIŞ DİLİ HAYROLA..

Toplumun farklı kültürel değerlerini eşit ve mutlu kılamayan bir siyaset dili, toplumsal kucaklaşmayı sağlayamaz. Toplumsal çeşitliği istismar eden dil, siyaset alanında toplumsal huzuru ve barışı da inşa edemez. İnsanı medeni, siyasi, hukuksal, demokratik, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları ile kucaklamayan bir siyaset dili, ancak toplumsal çatışma ve siyasal alanda gerilim üretir. Tüm bunlara karşın 2 dönemdir Türkiye’yi yöneten ve 12 Haziran seçimleri öncesi meydanlarda halka tekrar iktidar olmayı vaad eden AKP’nin sığındığı dil ise Türk tipi siyaset retoriğine egemen olan, ülkenin çok kültürlü, çok kimlikli yapısını yok sayan, farklıkların altını ısrarla çizerek ayrımcılığı besleyen eşitsizlikçi bir dildir.

 

Aleviler; Türkiye’nin kültürel hayatına kattıkları hoşgörü, sevgi, barış, kardeşlik gibi zenginlikler ve Anadolu’nun Rönesansı olarak bilinen Bektaşi öğretisiyle, ayrımcılığa karşı herkesi kucaklayan 72 millete aynı gözle bakma felsefesini savunmaktadırlar. Alevilerin sığındığı barış ve sevgi dilinde ayrımcılığa yer yoktur. Bu nedenle Başbakan gibi kişi ya da kurumlarla olan ilişkimizi ve tartışmalarımızı etnik kimlikler ve mezhepler üzerinden kurmayı doğru bulmuyoruz. Biz Aleviler siyaset dilinin eşitlikçi ve kucaklayan bir dil olmasını arzu ve talep ediyoruz.


--

Turan Eser
Ankara/ Türkei