Caferi Sadık Buyruğu’ndan İnciler  Erdoğan Yalgın

 

(ve Tartışma konusuyla ilgili  Metin Aktaş'ın görüşleri en altta:  ALEVİLER KENDİLERİNİ NASIL HİSEDİYORLARSA ÖYLEDİRLER   METİN AKTAŞ))

    

Erdoğan Yalgın’dan, “ Kimse kızmasın Alevilik İslam’ın dışındadır” başlıklı yazı.  Alevi-Bektaşi ye bir kaç Caferi Sadık buyruğu, nasihati-emri:

 

Caferi Sadık Buyruğu’ndan İnciler

—Melekler vardır (Kızılbaşlara göre var mıdır? EY)

—Dört Kitap haktır. Ancak tek bozulmamış Kuran’dır. (Alevi-Bektaşiler Kuran’ın bozulduğunu oldum olası hep iddia ederler. Sanki bozulmamış olsa Kuran’a uyacaklarmış edasıyla. EY)     

—Ruh göçü (tenasüh) batıldır. Yanlıştır.(Alevilikte doğrudur EY)

—On yedi rekat namaz farzdır.(Sabah iki,öğle dört,ikindi dört,akşam üç,yatsı dört)gerisi sünnet ve müstehaptır farzları inkar eden Kuran’ı inkar etmiş sayılır.Yolculukta dört rekatlar ikiye inebilir.(..)Peygamber’de böyle kılmıştır.(Hani  Peygamber namaz kılmamış,Kırklar meclisinde Semah dönmüştü.EY)

 

Söz namaza geldiğine göre Sayın Aktaş,”Kuran da namaz yok sala vardır. Yani dua vardır şekli yeri ve zamanı da belli değildir.”der. Peki, Caferi Sadık’ın buyurduğu bu namaz ve sayıları neyin nesidir? Bunları emreden 5. İmam yanlış mı yapıyor yoksa Kuran’ımı  yanlış yorumluyor. İşte Caferi Sadık’ın namazla ilgili bir kaç sözüne yine bakmakta yarar var.

 

 “Kıyamette Kulun ilk hesap vereceği şey namazdır. Eğer Namazı kabul olursa diğer amelleri de kabul olur. eğer namazı kabul olmazsa, diğer amelleri de kabul olmaz.” Biha-ul Envar c.79,s,136

 

“Namazı hafife alan benden değildir. Bizim şefaatimiz namazı hafife alana ulaşmayacaktır.” Bihar-ul Envar c,47,s.2

 

Bunlar İmam Caferi Sadık’a ait sözler. Bunun yanına birde Hz Ali’den nakşedelim mi! Ne dersiniz Sayın Aktaş?

“Eğer namaz kılan kimse kendisini çepe-çevre saran ilahi rahmetten haberdar olsaydı, asla başını secdeden kaldırmazdı.” Tesnif-u Gurer’il-Hikem s.175

 

Kendisinin namazda katledilişini şimdi daha iyi anlıyor insan. Çünkü dediği gibi o namazdayken çevresinin ilahi rahmetle çevrildiğinden haberdardı. Ve kendi katilini bile göremeyecek kadar huşi içindeydi. Bu ona ölümü getirmişti.

Yine Caferi Sadık’ın buyruğuna devam edelim daha bitmedi;

—Cünüp gezilmez.(...)yıkanıp gusül edilir.(Oysa Alevi-Bektaşilerin bu alanda da sınıfı geçemeyecekleri biliniyor EY).

 

-Oruç bedenin zekatıdır.Ramazan ayında kesinlikle tutulmalıdır.(..)muharremin ilk on günü oruç tutmak müstehaptır. Farz değildir. Aşure günü oruç tutulmaz.

(Dikkat, Ramazan farzdır. Ama Muharrem orucu farz değildir. Her kim ki kendisine “Müslüman’ım” derse Ramazanı kaçıramaz. Bundan kurtuluş yoktur. Zamanında ifa edilmezse, borca da yazılabilir türlü kolaylıkları da mevcuttur. EY)

 

—Fitre farzdır. Zekât farzdır.(Hangi Alevi Fitre-Zekâtını İslam’ın bu şartlarına göre veriyor. EY)

—Hac gereklidir.

 

Yine gerek Hz. Ali ve gerekse Caferi Sadık’ın Hac için söyledikleri ve mutlaka gidilmesi gerektiğine ilişkin olarca sohbet ve fetvalarını ben bildiğim gibi Sayın Aktaş’ta çok iyi bilmektedir. Örneği ise yukarıda Zeyd’in düşünceleri ve Amcası Caferi Sadık’ın ona verdiği desteği bir kez daha okuyunuz lütfen.

 

Ve daha bunlara benzer, Kuran ve İslam  temelleri  üzerinde yüzlerce fetva, yüzlerce örneği, bu kanalla günümüze kadar gelen bir yığın İslam’ın kural ve kaideleri mevcuttur. Bunların içinde kendisini ifade edebilmek, Alevi-Bektaşilerin kendi varlıklarını, geçmişlerini bir çırpıda yok saymaktır. Bu biat kültürü, Pirsultan Abdal’a, hallacı Mansur’a Nesimi’ye ve ardıllarına yapılacak en büyük hakarettir.

 

Sayın Aktaş: Şimdi soru şu olmalı bence; Kendisini Müslüman ve Cafer-i Sadık Mezhebinden gören Alevi’ye; Cafer Sadık’ın bu buyrukları-emirleri (Felsefesi) açıklanmış mıdır? Sizce bu Alevilerin bunlardan haberleri var mıdır? Ya da bütün bunları biliyor ve bunlara uyan Aleviler sizin çevrenizde var mıdır? Sanmıyorum Sayın Aktaş, hiç sanmıyorum!

 

Aslında Cafer Sadık’ın konumuzla ilgili bizi ürküten keşke yalnızca bu buyruk ve emirleri olsa! Yine elimizdeki kısıtlı belgelerde edindiğimiz bilgiler; sizin ve birçok yazarın ”Alevi, Alevi-Bektaşi” dediğiniz ve benim ısrarla Kızılbaş dediğim bu topluluğun, o dönemdeki seleflerine bizzat Caferi Sadık’ın ölüm fetvaları verdiğini de üzülerek öğreniyoruz.

 

5.İmam Caferi Sadık, çağdaşları olan Zedüş’ti ardılları bilgin- Sofiler aleyhinde konuşur fetvalar dizerdi. Şimdi Haşim Kutlu Alawiydiler hem de Kızılbaş Kitabının 22.s.bir bakalım. Caferi Sadık “Alawi Sofilerinden (önder-bilgin) Ebu Haşim-i Kufi için şu belirlemeyi yapmaktadır. “Gerçektende inancı bozuktu: tasavvuf denen kötü inançları toplamış bir yol icad etti. Bu mezhebe birçok kötü inançlı kişiler uydular ve batıl inançlarına bu yolu kalkan edindiler...”  Ve devamla; Caferi Sadık fetvasını veriyor; “Onlar bizim düşmanlarımızdır. Kim onlara meylederse o da onlardandır; Onlarla haşredilir.

 

 

 

Bir bölük toplum belirir ki onlar, bizi sevdiklerini iddia ederler; fakat sufilere de meyilleri vardır; Kendilerini onlara benzetirler; Onların anıldıkları gibi anılırlar. Onların sözlerini yorumlarlar. Bilin ki onlar bizden değildirler; bizde onlardan uzağız; onları inkâr eden, red eden kişiyse, resulullahın huzurunda, düşmanlarıyla savaşmış gibidir.” Abdulbaki Gölpınarlı, tarih Boyunca İslam mezhepleri kitabından aktarma.

 

 

Şimdi Sayın Aktaş, Caferi Sadık’ın “onlar bizim düşmanlarımızdır“ dediği Sufiler; Kızılbaş felsefesinin ilk nüveleri, bilginleriydiler.”bir bölük toplum belirir ki onlar, bizi sevdiklerini iddia ederler.(Bunlar da günümüzdeki Seyit soyluları. Yani kendilerini 12 İmamlar kanalıyla Hz. Ali’ye, Hz Hüseyin’e kadar götürüp dayatan Alevi-Bektaşi Pirlerinin o zamanki selefleri-ataları. EY) bilin ki onlar bizden değiller, bizde onlardan uzağız(işte diyor onlar bizi kullananlardır. Hâşâ biz onlardan uzağız EY dediği o bir bölük toplum da  sizce bugünkü Aleviler değil miydi?

 

Bugün Aleviler Hz. Ali, Ehlibeyt, sizin tabirinizle Caferi Sadık’ın yolunda gittiklerini iddia etmiyorlar mı? Peki, nasıl oluyor ta o zaman,700’lü yıllarda Caferi Sadık bunu biliyor ve bunların katline vacip okuyor?

 

Ama bugünkü Alevilerin bundan bile habersiz bir şekilde hala bile kendilerini Müslüman ve Cafer Sadık mezhebinin taraftarı olarak algılıyor ve görüyorlar? Ama ne acıdır ki sizde hem bir Romancı ve hem de bir araştırmacı yazar olarak bütün bunlardan habersizmiş gibi davranıyorsunuz? Bunu sizin kimliğinize yakıştırmayı, azda olsa naçizane, araştırmasını bilen ve  seven biri olarak çok yadsıyorum doğrusu.

 

Erdoğan Yalgın

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

Tartışma konusuyla ilgili  Metin Aktaş'ın görüşleri:

HİÇ BİRİMİZİN ALEVİLERİN KİM OLDUĞU KONUSUNDA KARAR VERME YETKİSİ YOK. ALEVİLER KENDİLERİNİ NASIL HİSEDİYORLARSA ÖYLEDİRLER   METİN AKTAŞ

 

Alevilik İslam’ın Neresinde? adlı yazım Newroz Gazetesinde ve Internet sitelerinde yayınlandıktan sonra Alevilerin İslam dışı olduğunu savunan Alevi çevrelerinden yoğun eleştiriler,  tepkiler aldım. Bu eleştirilerin  tümüne yanıt vermek  isterdim ama çoğu eleştiriler eleştirinin ötesinde yalan dolan ve hakaret içerdiği için cevap vermeye değer görmedim. Çünkü kem söz sahibine zarar verir.  Erdoğan Yalgın’ın Kimse Kızmasın Alevilik İslam’ın dışındadır  yazısı Alevilerin İslam’ın dışında ayrı bir din olduğunu savunan  kesimlerin bana  yaptıkları bütün eleştirileri içerisinde taşıdığı ve cevap vermeye değer bir eleştirel  ahlaka sahip olduğu için bu yazıya yanıt vermeyi  uygun buldum.

 

 

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum. İnançlar hayatı,dünyayı ve evreni yorumla  yöntemidir. Ben  Aleviler İslam’ın Neresinde adlı yazımda  hayatı, dünyayı,evreni yorumlama yöntemi olan dini,dinsel mezhepleri sorgulamadım,yargılamadım.(Bu benim işim değil.) Bu  yazımın konusu dinsel yöntemler doğrumu, hayatı dünyayı,evreni dinsel yöntemlerle yorumlayarak sorunlara çözüm bulmak mümkün müdür  değimlidir sorularına yanıt bulmak değildir. Ben bir toplumun kendisini nasıl gördüğünü anlattım. Bana göre bir toplum kendini nasıl görüyorsa öyledir;bizim elimize dini terazi alıp onları tartma hakkımız yok. Çünkü bir kere elimize terazi aldık mı  bu iş zıvanada çıkar. Size küçük bir örnek vereyim; geçen günleri muhafazakar bir Sünni Kürt tanıdıkla karşılaştım. Bu tanıdık Kürdün amcasının oğlu benim iyi bir dostum. Ondan dostumu sordum. Kızgın bir şekilde siktiret  o dinsizi diye bağırdı. Amcası oğlu için neden böyle konuştuğunu sordum. O Müslüman değil dedi. Nedenini sordum çünkü bu dostumun inanan bir insan olduğun biliyordum. Bana üç cumadır namaza gelmiyor. Üç Cuma namaza gelmeyen bir insan dinden çıkar dedi. İşte insan eline din ölçme aletini aldı mı bırak başka inançlardan insanları üç Cuma namaza gitmeyen amcasının oğlunu bile zındık,inançsız sayacak kadar ileri gider. Bu yüzden oldum olası ellerinde kişilerin inançlarını belirleyen, inanç derecesini ölçen aletler bulunduran insanları sevmem samimi bulmam. Yüz yıllarca Alevileri İslam dışı bulan  sofu görünen insanların çoğunun ellerinde böyle inanç ölçme terazileri vardı. Eskide sağcıların ,ırkçıların,muhafazakarların ellerinde düşürmediği bu din ölçme terazisini şimdi bir  kısım solcularda eline aldı.Alevi toplumunu İslam dini dışında gören insanların en büyük yanılgısı  sağcıların yüzyıllardır ellerinde düşürmedikleri din ölçme terazisini ellerine almaları sonucu oluştu. Bu kesimler kendilerini Müslüman gören Alevilerin yanıldığını sağlıklı düşünemediklerini aslında  kendilerinin onların yerine daha sağlıklı düşündüklerini  çünkü ellerinde kişinin dini derecesini ölçen terazilerin bulunduğunu söyleyerek  kendilerini Müslüman gören Aleviler adına karar verme yetkisini kendinde buluyorlar hatta kendilerini  o kadar Alevi sever görüyorlar ki  Kendilerini Müslüman gören Alevilere olmadık hakaretler,iftiralar yapma hakkını kendilerinde buluyorlar. Hatta  yüzlerce yıl Alevileri,”rafazi”,”sapkın”,”zındık” olarak adlandırıp öldüren,toplu katliamlardan geçiren iktidarların bu uygulamalarını Alevilerin doğru bulduğunu söyleyecek kadar ileri gider bu çevreler. Bakın Erdoğan Yalgın Gomanweb sitesinde yayınlanan “Kimse Kızmasın Alevilik İslam dışındadır” adlı yazısında ne diyor:”  Aktaş yazısının hemen başında şöyle bir gerçegin altını çiziyor ve diyorki; “Osmanlıdan bu yana siyasal iktidarlar,sağ,muhafazakar,ırkçı düşüncelere sahip insanlar Aleviligi İslamın bir mezhebi olarak görmüyorlar. Aleviligi “sapkın”, “zındık”, “rafazi” gibi kelimelerle adlandırarak  toplumdan dışlamaya çalışıyorlardı...” Peki ama soru şu olmalı; Bunlar kendilerince haksız mıydılar?  Ellerinde Allahın yazılı kelamı Kuran ve Peygamberleri Hz.Muhammed tarafından ilan edilmiş  ve dinleri olan İslamiyeti kabullenmiş bir Müslüman toplulugu oluşturmuşlar.Kendi dışındakilere karşı cıhad etmiş ve nüfuzlarını arttırmışlar.Bugün dünya nüfusunun yaklaşık  bir buçuk milyarı Müslüman.Bu Müslümanların uyması gereken temel kurallar bugün üc aşagı beş yukarı bir uyum içinde yürümekteyken,Kürdistan ve Anadolu da yaklaşık 20-25 milyon nüfuza sahip bir topluluk çıkıp,1-1,5 milyar Müslümana Müslümanlık dersi vermeye kalkıyor.Bu olacak bir işmi Allahaşkına?1400 yıllık bir İslami gelenek yaşanmaktayken,kendilerine Kızılbaş-Alevi denen bir topluluk kalkıp;Kura’ın eksik yada fazla oldugunu,Hz.Ali’nin Tanrı olup ama halifeliginin elinden alındıgını,Kırklar Meclisinden dem varup,gercek Müslümanın kendileri oldugunu savunurlar.İmanın,islamın Şartlarını bilmeden ve uymadan,Namazın,orucun,Haccın,caminin olmadıgını iddia ederek gerçek müslüman kendilerinin oldugunu savunurlar.Daha nelerde neler..!Ondan sonrada kalkıp, “efendim neden bize zındık,sapkın,rafazi vs.”derler diye veryansın ederler.E peki !Ne yapsınlar,ya ne desinler?”   Peki ne desinler,ya ne yapsınlar?diye sorduktan sonra yüzlerce yıl Alevileri “sapkın”,” rafazi”,”zındık” olarak adlandırıp katleden,hakir gören,küçümseyen çevreleri haklı  olduklarını ispatlamaya kalkıyor Erdoğan Yalgın. Bu gerçekten acı verici. Yüzlerce yıl Alevileri  “rafazi”.”sapkın”,”zındık” olarak adlandırıp Alevileri dışlayan,aşağılayan,katleden çevreler bile artık  doğru yapmadıklarını anlamaya,kabul etmeye başladıkları halde Alevilerin içerisinde Alevilere “rafazi”,”zındık”, “sapkın” diyen çevrelerin haklı olduklarını ispatlamaya kalkan insanların olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu insanlar yüzlerce yıl Alevilere  verilen “sapkın”, “rafaz”i,”zındık” gibi adlandırmaları bir ödül olarak görebilirler, bu beni pek ilgilendirmez ama bu insanların tüm Aleviler adına konuşarak bu adlandırmalardan dolayı Alevilerin sevindiklerini,mutluluk duyduklarını söylemeleri  üzüntü verici. Alevi rütüellerine inanan hiçbir Alevi bunu kabul etmez bu ithamları kendisine yapılmış büyük bir hakaret olarak görür. Makale yazarının Alevi  katliamlarında parmağı olan Tuğgeneral Ziya Yergök  gibi onlarca gerici, ırkçının Aleviler hakkında söylediği ipe sapa gelmez iftira ve yalanları Alevilerin Müslüman olmadığını ispatlamak için  kanıt olarak göstermeye kalkması kanımı dondurdu. Biz nasıl oldu da bu noktaya geldik, nasıl oldu da Alevi  halkının katliamlarında rol almış insanların iftiralarına inanmaya  hatta bu iftiraların doğru olduğunu savunmaya başladık? Aleviliği iktidar çevrelerinin,yüzyıllarca Alevi halkının varlığını kabul etmemiş onlara düşman gözüyle bakmış insanların bakışıyla değerlendiremeyiz.Vicdan  sahibi hiçbir insan bu değerlendirmeleri haklı bulmaz.Çünkü bu ülkede yaşayan aklı selim herkes biliyor ki Orta doğuda yaşayan Arap,Fars ve Türk iktidar çevreleri dini hep kendilerine bir yayılma aracı olarak görüp kullandılar. Hiçbir zaman dine objektif bakmadılar. Bırakın Alevileri Osmanlıdan bu yana bu ülkedeki siyasal iktidarlar,fanatik sağcılar,ırkçılar İslam’ın yarısına yakın bir  kitlede etkili olan Şia  mezhebini hatta bir Suni mezhebi olan Suudi kaynaklı  Vahabi mezhebini bile İslam görmediler,halada görmüyorlar. Bu gün devletin resmi din anlayışını savunan bir kurumu olan diyanete göre İslam dininde dört tane hak mezhebi var,bunlar Hanifi,Maliki, Şafi ve Hanbeli. Diyanet işleri bakanlığı bu dört mezhep dışındaki mezhepleri İslami mezhep olarak görmez. Nasıl yüzyıllarca Aleviler İslam dışı görüldüyse bu İslami mezheplerde İslam dışı görüldü. Bırak İslam dini içerisindeki bütün mezhepler arasındaki bütünlüğü devletin meşru gördüğü bu dört mezhep bile düşünsel bir birlik içerisinde değil:aralarında çok derin ayrılıklar var. Size küçük bir örnek vereyim. Örneğin Hanifi mezhebinde namaz kılmayan bir insan dövülür Şafi,Maliki ve Hanbeli mezheplerindeyse namaz kılmayan aynı şahıs öldürülür.Bu olaya  Hanefi mezhebi gözüyle baktığımızda  Şafi,Maliki ve Hanbeli Mezhepleri namaz kılmayan bir insan öldürdükleri için katil olup cehenneme gideceklerdir, aynı olaya Şafi,Maliki ve Hanbeli mezhepleri gözüyle baktığımızda namaz kılmadığı için ölümü hak etmiş bir insanı öldürmedikleri için Hanefi mezhebindeki insanlar cehenneme gideceklerdir;bu  iki dinsel anlayışa göre aynı fili yapan farklı İslami mezheplerden insanlar birinde cennete birinde cehenneme gidecek. Peki hangisi doğru? Buna kim karar verecek? Şimdi bir başka Müslüman  Alevi mezhebinden insan çıkıp Kuran’da zorlama olmadığını Kuran’ın hiçbir ayetinde namaz kılmayan öldürülecek, yada dövülecek  diye bir ayetin olmadığını insanın namaz kılıp kılmamada özgür olduğunu söylerse bu dört hak mezhebine göre sapkın,zındık, rafazi olacaktır.Peki bu doğrumudur?Kuranı bu dört mezhep dışında yorumu olamaz mı?En önemlisi bir insanın  yaşamına son verme konusunda bile biri biriyle böylesine farklı düşünen insanların tümü Müslüman oluyor da  Kuran’da zorlama yoktur, isteyen namaz kılar isteyen kılmaz,namaz kılmadığı için bir insan ne dövülür ne öldürülür, namaz kılmayan bir insanı döven,öldüren  insanlar suçludur diyen insan neden Müslüman değil?.Aleviliğin İslam’ın dışında ayrı bir din olduğunu savunan insanlara soruyorum Kuranda namaz kılmayan insan dövülür, öldürülür  diye bir ayet yoktur diyen Alevi mezhebinde insan neden İslam olmuyor? Peki hiç araştırdınız mı “Kuran”da namaz kılmayan insan dövülür, öldürülür diye bir ayet var mı? En önemlisi Kuranda namaz varmı? Artık şu gerçeği görelim İslam dininde her mezhep bir din olmaya başladı ve kendini İslam dininin bütünü olarak görmeye başladı.Bir mezhep dine dönüştüğünde doğal olarak kendi dışında ki mezhepleri,tarikatları,felsefi görüşleri din dışı görmeye başlar.Bu gün yaşadığımızda bu. Bu gün  mezheplerin rütüellernin çoğunun kaynağı Kuran’dan çok  tartışmalı hadis ve sünnete dayanır.  İslam dininde biri birinin inkar eden biri biriyle çelişen, o kadar çok hadis var ki …Eğer günün birinde bu konuları öğrendiğinizde ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz.

Söylediklerimin daha iyi anlaşılması için size  bir örnek daha vereyim;örneğin Hanefi mezhebinde bir insan çürük dişini doldurmaya kalkarsa onun abdesti bozulur. Dolgu yerinde durdukça ömür boyu kıldığı bütün namazlar geçersiz sayılarak cehennemde yanar.Hatta   dolgulu dişle mezara konulursa sorgusuz sualsiz cehenneme gideceği söylenir. Aynı şey başka Sünni mezheplerinde farklı yorumlanılır;örneğin Şafi mezhebindeysen dişinin çürüğünü doldurabilirsin. Bundan dolayı namazın geçersiz olmaz,cehenneme gitmezsin.Şafi mezhebinden biri  çürük dişine dolgu yapmışsa Hanefi mezhebine göre o insan cehennemliktir,kıldığı namazlar geçersizdir.

Sonuç olarak bu gün her mezhep bir dine dönüşmüştür.Bir mezhebin rütüellerine göre  diğer mezhepleri değerlendirmeye,haklı haksız olduğuna karar veremeye kalktığımızda  Erdoğan Yalgın gibi  yanlış sonuçlara ulaşırız. Bir başka  örnek vereyim. Örneğin bu gün İslam dininde etkin olan Sünni mezheplerindeki insanlar türban sorununa  ayırdığı zamının onda biri kadarını insanlar arasındaki sosyal,ekonomik adaletsizliğin düzeltilmesine ayırsalar kötümü olur? İslam dine inanan her insan insanlar arasındaki siyasal ve ekonomik adaletsizliği onaylamak zorunda mı? Örneğin bir  Müslüman çıkıp” Kuran’da “insanın ihtiyacından fazlasına sahip olması haramdır” ayetinden yola çıkarak insanlar arasında siyasal ve ekonomik eşiklik,adalet istese bu insan neden Müslüman olmasın? Geçmişten bu yana İslam dine inanan toplumlar içerisinde ekonomik ve sosyal adaleti, eşitliği savunmuş bir damar vardır. Bu gün İslam toplumlarına egemen olmuş ekonomik,siyasal adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri onaylayan güçlü  damarın varlığından yola çıkarak  İslam’da geçmişten bu güne kadar insanlar arasında sosyal ve ekonomik adaleti ,eşitliği savunan damarın varlığını inkar mı edeceğiz?İslam dinine inanan insanlar büyük halk yığınlarının çıkarı yerine bir avuç sömürücünün, kapitalistin,zalimin çıkarlarını savunmak gibi bir mecburiyetlerimi var? Neden bizim imamlarımız, dedelerimiz, şeylerimiz, pirlerimiz özgürlükten,adaletten, eşitlikten,barıştan yana olmasınlar? Neden bizim din adamlarımız  dünyadaki yaşamı yok edecek nükleer savaşa karşı olmasınlar? Neden bizim din adamlarımız yok edilen yaşama karşı duyarlı olmasınlar? Böyle din adamlarımız olursa bunlar neden Müslüman olmaz ki?

Yazarın Alevilerin Sünni İslam’ın rütüellerini kabul etmedikleri için Müslüman olmadıklarını söylemesi  üzerinde fazla durmayacağım çünkü yazarında  eleştirdiği Aleviler İslam’ın neresinde adlı yazımda bu konuyu  yani  İslam dininin  sadece  İslam dininin bir mezhebinin rütüelleri olmadığını İslam dininin  İslam dini içerisinde doğmuş bütün mezheplerin, tarikatların felsefi düşüncelerinin tümünün adı olduğu,İslam dinini  İslam dininin bir mezhebinin rütülelerine indirgemenin  onu daralttığını, mezheplerin  barış içerisinde bir adada yaşama koşullarını yok ettiğini yazmıştım. Ama yinede şunu açıklamakta yarar görüyorum. Birkaç gün önce sayın başbakan Erdoğan diyanet işleri başkanının Cem evlerinin ibadet yeri sayılamayacağını İslam’ın ibadet yerinin cami olduğu   sözlerine karşı ”İslam’ın ilk ibadet yeri cami değil mescittir. Cami sonradan yaratıldı” sözleri Sünni camiada ve resmi ideolojide yapılmış önemli bir tarihi itiraftır. İslam’ın başlangıcında cami yoktu. Mescit vardı. Namaz yoktu. Sala vardı. Dolayısıyla Hazreti Ali ne camiyi gitmiş nede namaz kılarken öldürülmüştür. İlk yazımda da vurguladığım gibi mescit cami yapılmış salada namaz. Ve herkes bunu kabul etmiş. Hepisi bu.Şimdi bu gerçekler ortaya çıkmaya başladı;daha doğrusu gerçek hep orada duruyordu biz onu yeni yeni anlamaya,öğrenmeye başladık.

Erdoğan  Yalgın’ın yazısında üzerinde durmaya değer gördüğüm ikinci nokta şu:   “Gerek Dersimde (Kürdistan’da)ve gerekse diger yerlerde yaşayan Kızılbaş Alevilerin tümünün “Müslümanım ve İmam-ı Cafer Sadık Mezhebindenim”dedigi gerçegi yansıtmamaktadır.Özelde Dersimliler ve genelde Kızılbaşların Kuran’la tanışmalarının öyküsü son 120 yıllık bir serüvendir.Özellikle de İttıhat ve Terraki Kurmaylarının Kuran’ı el altında Dersime soktukları bilinmektedir.Yne Osmanlının son Çeyreginde,Dersime düzenledikleri seferlerin altında da Dersimlilerin Müslüman olmayışlarının gerçegi yatmaktadır.Bu konu,Tüm Osmanlı ve Genç Cumhuriyetin bölge ve topluluklarıyla(Dersim,Kızılbaş Aleviler) alakalı resmi raporlarında mevcuttur’ Osmanlının  Dersime yaptığı  istilaların nedenini inançsal farklılığa bağlamak yanılgıdır. Osmanlı istilası e inançsal nedenlerle yapılıyormuş gibi görünse de istilanın arkasında ki asıl neden ekonomik istila ve yağmadır. Eğer böyle olmasaydı Osmanlı Sünni mezhebinde insanların yaşadığı  ülkeleri istila etmezdi.Osmanlı istilasını inançsal sebeplere bağlamak  sağlıklı bir analiz değil.  Şimdilik tartışmamızın konusu bu olmadığı için bu konuyu geçiyorum. Dersimde yaşayan Alevilerin Kuran’la  yani İslam’la tanışmasının 120 yıllık bir geçmişi olduğunu söylemek  doğru değildir. Alevilerin İslam dışı olduğunu  söyleyen kesimlerin en önemli yanılgılarından bir bu konu olduğu için bu konunun üzerinde durmakta yarar var. Bu insanlara önereceğim kaynaklardan biri Evliya Çelebinin Seyahatnameleridir. Evliya Çelebi 1514 Çaldıran savaşına kadar Anadolu’nun doğu kısmında ağırlıklı olarak İslam’ın Şiaa ve Alevi mezhebinden insanların yaşadığını anlattır. O yıllarda bu bölgeler İran  Şiaa devletine bağlı olduğu için bu bölgelerdeki yönetim  bu güçlerin elindedir.Bu bölgelerdeki inançsal değişimler çaldıran savaşından sonra başlamış ve yüzlerce yıl süren katliam ve asimilasyonlar sonucu   Sünni mezhepler insanlara kabul ettirilmiştir. Evliya çelebi seyahatnamesinde özellikle Dersim’in Çimişgezek   sancağından ,Palo’da, Harput’tan uzun uzun söz eder.Bu yıllarda Çemişgezek sancağında bir Alevin yönetici olduğunu anlatır Evliya çelebi. Alevilerin İslamla ilişkilerini 120 yıllık bir zamana bağlamak   yanılgı.  Alevilik ve İslam dini hakkında bilgi sahibi olmayan bir insan ancak bunu söyleyebilir. Çünkü Alevilik İslam dinide mezheplerin oluşmasıyla birlikte doğmuştur.İslam dinin doğuşuyla  İslam dininin egemen olduğu topraklarda sınıf savaşları sona ermemiş farklı sosyal sınıflardan oluşmuş İslam dinine  inanan insanlar arasında sınıf savaşları bu güne kadar sürüp gelmiştir. İslam dininin egemen olduğu topraklarda yaşayan halklarda farklı sosyal  sınıflar,kültürler,uluslar varlıklarını tarikatlar, mezhepler halinde örgütlenerek göstermişlerdir. Tarikatlar ve mezhepler görünüşte inançsal bir karakter taşısalar da oluşumlarının arkasında sınıfsal, siyasal,ulusal bir gaye vardır. Bu yazıda Alevi mezhebinin oluşumu uzun uzun anlatmak mümkün değil,ama düşüncelerimi şöyle özetleyebilirim. İslam dini içerisinde üst sınıflarla alt sınıflar,egemen uluslarla ezilen uluslar arasında süren savaş  bazen büyümüş bazen küçülmüş ama hep sürmüştür.

İmamı Cafer-i Sadık’ın büyük oğlu olan İsmail’in ardıları tarafından kurulan İsmailiye Mezhebi İslam toplumlarında toplumun alt   sınıflarının çıkarlarını savunan bir mezhepti. Bu mezhep 150 yıl kadar Mısır’ı yönetti. İsmailiye mezhebinden dailer Yemen’de, Suriye’de, İran’ın bir kısmında  uzun yıllar iktidarda kaldı. Irakta İsmailiye mezhebinin bir kolu olan Karmatiler yüz elli yıl Emevi ve Abasi hanedanlarına karşı savaştı. Zaman içerisinde İslam toplumlarında kazanan üst sınıfları temsil eden mezhepler oldu. İsmailiye mezhebinden insanlar korkunç katliamlarla yok edildi. Yüz yıllarca İslam toplumlarında İsmailiye avı sürdü. Buna rağmen İsmailiye mezhebini yok edemediler. Bu gün İslamın olduğu her yerde değişik adlarla da adlandırılsalar İsmailiye mezhepinden Müslümanlar vardır. Anadolu Aleviliğini kuran  Asya’yı ve Orta doğu’yu kasıp kavuran Moğal istilalarından kaçıp Anadolu’ya sığının İsmailiye daileridir. Aleviliğin kurucusu Hacı Bektaşi Veli’de  Moğal istilasına uğrayan  İsmailiye mezhebinin merkezlerinden olan Alamut Kalesinden kaçıp Anadolu’ya sığınan bir İsmailiye daisidir.  Hacı Bektaşi Veli’nin önderliğinde bir araya gelen İsmailiye dailerinin kurduğu Alevi mezhebi İsmailiye mezhebinin bir koludur.

Aleviliği köklerinden koparmak,hatta Aleviliğin kurucularını bile Alevi  saymamak gibi bir düşünceyi ciddiye almak mümkün değil.  Ancak bütün inançlarda olduğu gibi zamanla eskiyen, ihtiyaçlara cevap vermeyen inançları yenilemek doğru bir davranıştır. Nasıl Sünni mezheplerinden bazı kesimler İslam’da iştihatın(yorumun) bittiğini dört mezhebin  kuruluşundan sonra yorum yapılamayacağı gibi  bir anlayış varsa Alevi kesiminin içerisinde Aleviliğin de yorumun kapandığını  Alevilikte reformun yapılamayacağını savunan kesimler vardır. Bu gün bu kesimler kapitalizmin kötülüklerinden korktukları için kendilerini içe kapatarak  Alevilerin yenilenmesini,değişmesini, inançlarında reform yapmasını engele meye çalışmaktadırlar. İnançlarda canlı organizmalar gibidir,doğarlar büyürler gelişirler yaşlanırlar ve ölürler. Hiçbir şey bu yasayı yok edemez. İnançlarımızın daha uzun süre yaşamasını istiyorsak mutlaka  onların zamanın eskittiği kul anılmaz kıldığı  kısımlarını yenilemeli yeni yaşam tarzına uygun hale getirmeliyiz.  Bunu yapmadığımız zaman fotoğraflara bakmak, fotoğrafı evine asmak günah olduğuna inanan ama evinin her odasında bir televizyon, bilgisayar,duvarlarında boy boy fotoğraflar asılı bir inananın  durumuna düşeriz. Bu gün eline saz alıp o dergahtan o dergaha o cem evinden o cem evine, o türbeden o türbeye koşup “Ya Ali” “Ya Duzgun” “Ya Xızır!diye ağlayıp dövünen  Dersimli sosyalistleri gördüğünüzde uyarılarımda hiçte haksız olmadığımı anlayacaksınız.

 

SOSYALİST MEZOPOTAMYA DERGİSİ